postigayayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
postigayayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2015 Perşembe

Kitap Tanıtımı- Yorumu ve Alıntılar - Satılık- İlknur Birdal

ARKA  KAPAK:
Her aşk kendi sınavıyla cebelleşir.
Devran ve Hüzün...

Onların yolu bir bar kapısında kesişti. Kader hiç ummadıkları anda, hiç ummadıkları bir yerde onları bir araya getirdi. Hayatın karşısında yeteri kadar kırılan kalpleri yeni bir serzenişi daha kaldırabilecek miydi?

Hüzün'ün korumak istediği kalbi, Devran'ın hayatını karmaşalar içine sürükleyen sırları vardı. Pis bir barın üst katında sahip olduğu kızın hayatının bilmecesi olacağını hiç hesaplamamıştı.

Sırlar ortaya çıktıkça değişen hayatlara, her aşkın kendi içinde verdiği savaşlara şahit olacaksınız.

"Sana sahip olmak hayatımda yaptığım tek doğruydu. Söylemesi biraz tuhaf olsa da, hayatım boyunca satın aldığım en güzel hediyesin."


"Sen benim başıma gelen en güzel yanlıştın. Seni Seviyorum Devran... Mutluluk benim için senin dudaklarının arasında ve sen bu gece sadece beni sevdiğini fısılda..."

YORUMUM:

İlknur Birdal’ın kalemine bayıldım. Kitaptaki her bir karakterin birbiriyle olan bağlantısı beni şaşırtmakla kalmadı, hayranlık da uyandırdı. Çok başarılıydı. Okurken sayfalar, su gibi akıp gitti. Bence Devran’ın ve Hüzün’ün hikâyesini muhakkak okumalısınız. Bölüm başlarındaki yazarın yazmış olduğu şiirler de harikaydı. Romantik-aksiyon türündeki bu kitabın devamı olan ‘Karanlığın Külleri’ ni merakla bekliyorum. Türk yazarlara olan ön yargınızı bir kenara bırakın! Çünkü bazıları gerçekten çok iyi işler çıkartıyor!

ALINTILAR:

Duyuyor musun,
Sana yalvaran çığlıklarımı?
Sesim sağır ediyor mu kulaklarını?
Beni anlamak gelmiyor mu içinden?
Duyuyor musun,
Kimseye ulaşmayan çağrı mı?
Duymuyorsun…
Canın yanmıyor benim gibi…
Mesela ölmeyi düşünmüyorsun,
Benim düşündüğüm gibi,
Vicdanın rahat etmesin sevgili!
Çünkü ben, Allah’a havale ettim seni!
***
Nefret katıksız bir zehirdi ve insanın yüreğindeki tüm iyiliği yitirip bitirirdi.
***
Bazen içimizdeki zehir en olmadık zamanda akardı dışarıya. Kanatarak, yaralayarak, parçalayarak…
***
Denizle sarılıp, sarmalanmak,
Dalgalarla oyunlar oynamak istedim.
Hayatın yalan oyunlarında,
Yok, olmak değildi benim istediğim.
***
Adı yaşadığı hayatla dalga geçmek için konulmuş gibiydi adeta.
***
Ağır geliyor yüreğime büyük gerçekler…
Gözlerimi kapatsam,
Unutabilir miyim her şeyi?
Çaresizlik kelimesi tüketiyor beni,
Bir çıkış yolu bulunabilir mi?
Zaman vakitsiz, yıllar koca bir kayıp
Zaman dursun diye haykırsam
Gücüm yeter mi?
Hesaplar kabarık, listeler dolu
Dünyayı ateşe versem,
Kurtulur muyum sanki?
Silsem hafızamdan lanet geçmişi
Sadece o kalsa?
Mümkün olur mu sahi?
***
Bazen hayat bir saniyenin kıymetini bile öğretiyor insana. Bir nefeslik an! Ne kadar da kısa aslında… Bir ömürlük hayatımız yıllara denk gelirken, saniyelerin değerini anlayamıyoruz çoğu zaman. Ta ki, o saniye bizden en değerlilerimizi alana kadar, ta ki o bir saniyeye muhtaç olana kadar.
***
Konuşmak zordur bazen,
İçindekileri olduğu gibi söylemek
Sonucunu düşünmeden, tereddüt dahi etmeden.
Cümleleri olduğu gibi ortaya dökmek…
Susmak zordur bazen, konuşmak kadar değerli değil,
Yüreğin daralır, akıl darmadağın
Öyle bir an gelir ki sevgili,
Konuşmakta susmakta yürek işi…
***
Kimi zaman gerçeklerdir canı yakan
Kimi zaman söylenen basit yalanlar,
Kimi sevgisini saklar yüreğinde
Kimi avaz avaz haykırır.
Kimi nefretini canlı tutar avucunda
Bazısı da içini yakıp kavuran aşkını,
Ortası yoktur sevmenin
Zamanı olmadığı gibi.
Yarım yamalak değildir nefret
Ömür boyu sürmediği gibi
Güçlü olan hangisi bilinmez
Aşk mı? Nefret mi?
İki duygu koyun koyuna
Sen söyle sevgili
Aşk mı? Nefret mi?
***
Hayatlar farklı yaşamlar farklı
Kimse aynı yoldan, aynı ayakkabıyla geçmiyor.
Aynı taşa takılıp, düşmüyor kimse
Yeniden aynı duyguyla, kalkmıyor ayağa
Birini yargılamak için;
Yaşamak gerekir.
Aynı taşla tökezleyip, aynı duyguyu tatmak gerekir.
Aynı zorlukları yaşamak, göğüs germek gerekir
Aynı yolu aynı ayakkabıyla yürümek gerekir.
Yargılamak için,
O hayatı yaşamak gerekir.
***

Buna hazır değildi! Birini sevmeye, hayatında yeniden bir erkeği merkez haline getirmeye ve ona koşulsuz güvenmeye hazır değildi.
***
“Sen beni gerçekten sevseydin ne olursa olsun terk etmezdin.”
***
Eğer aşk; bir dokunuşla, bir bakışla kalbinin yerinden çıkması için savaş vermesiyse evet âşıktı.
***
Hayatım ağzından çıkacak kelimeye bağlıydı sanki
Nefesimi tutmuş, bekliyorum öylece söyleyeceklerini
Tutunduğum umut dalı ha kırıldı, ha kırılacak.
Daha fazla bekletme beni,

Gücüm tükenmiş sevgilim
Cesaretim yok.
Bir adım geri, bir adım ileri
Sayıyorum olduğum yerde
Yüreğim koşmak istiyor aklım kaçmak
İki ucu keskin bir bıçak
Söyle sevgilim içindekileri
Ne olur
Ne olur bekletme artık beni.
***
Seni bütün insanlardan koruyabilirim ama seni senden koruyamam.
***
Ha deyince olmuyor bazı şeyler.
***
İnsanlarda tıpkı gece gibiydi aslında. Yüreklerinde birçok duyguyu barındırır lâkin etrafa göstermek istedikleri kadarını gösterirlerdi. Ama tıpkı geceyi yeryüzünden kaldıran güneş gibi, günü geldiğinde bütün duygularını gün yüzüne kavuşturmaktan çekinmezlerdi.
***
Şunu aklından çıkarma; erkekler kendilerinden emin kadınlardan etkilenir. Çekip gitmek acizlerin, ortalığı ayağa kaldırmak kendine güvenmeyen kadınların yapacağı şeyler. Sen kesinlikle kendini bu iki sınıfa da sokmamalısın. Erkekler kıskanılmaktan hoşlanır ama boğmadığı sürece. Kendinden emin durmalı, karşındaki kadını hanımefendiliğinle ezmelisin. Ve sevdiğin adama ona güvendiğini hissettirmelisin. Kıskançlığın seni izin almasına izin verme.
***
Önemli olan da bu değil miydi zaten? Hayatın kötü yüzüne inat ayakta kalabilmek ve tebessüm etmek…
***
Canım yanıyor, kalbim ağrıyor.
Ama ben sana dokunamıyorum.
Beni bırakıp gitme sevgili
Sen gidince ben, ben olmuyorum.
***
Hiçbir şeyin asla eskisi gibi olmasına izin vermem. Sen yanımda oldukça ben güçlüyüm.
***
Mutluluk iki dudağının arasında; sen sadece beni sevdiğini fısılda…


11 Mayıs 2015 Pazartesi

Tatlı Bir Söyleşi- Elif Yılmaz

Elif Yılmaz kimdir?
Elif Yılmaz kendi dünyasında bir hayalperest. Kendi dünyasında derken ciddiyim. Kendi kafamın içinde kurduğum bir dünya var ve bu dünyayı kendimi saatlerce odama kapatarak yaşayan bir insanım. 19 yaşında bir İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. Ömrüm boyunca okumak, yazmak ve İngilizce konuşmak istiyorum. Yani tam bölümümü seçtim. Şimdilerde hedefi yurt dışında eğitim almak olan, kendini yorgunluktan hasta edene kadar yazı yazıp, bloğuyla uğraşan, yayıncılık alanında çalışmak için deli olan öylesine bir kız ve büyük ihtimalle tüm gün odasında boş boş oturmaktan zevk olan tek insanım.
Genç yaşta yazar oldunuz. Bu insanların size bakış açısını değiştirdi mi? Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Ailem tabii ki sevindi ama ben onların böyle bir şeyi zaten beklediğini düşünüyorum.  Çocukluğumdan beri herkes benim adımı bir şekilde duyuracak bir şeyler yapacağımı biliyordu. Çok yakın arkadaşlarım tabii böyle bir şey beklemiyorlardı. Benden çok daha iyi yazan kişiler var çevremde ve onların böyle bir adım atması beklenirken ben kitap çıkardım. Geri kalanlardan ise kitaba bakıp 'sen mi yazdın bunu?' ya da 'şimdi benim yazar tanıdığım mı var?' gibi tepkiler alıyorum ve bazen bunu dersin ortasında yapıyorlar. Tuhaf oluyor tabii.  Bazı hocalarımın kitabı okuduğunu duydum ve bu hayli ilginç bir durum. Yine de güzel tepkiler alıyorum ve insanların desteğini almak benim için çok önemli. Çünkü hayatımın bir döneminde kimse benim bir şeyler başaracağıma inanmıyordu. Hayatta bir şey olamayacağına inanılan çocuklardandım ancak sonradan neyi yapacağım dediysem çalışıp yaptım. Bu nedenle tüm bu güzel tepkiler benim için çok ama çok önemli.
Yazarlar yazmanın daima zorlu bir süreç olduğunu söylerler. Peki, sizin karşınıza çıkan engeller nelerdi?
Zor bir soru... Çünkü yazarken kendimden hiç haberim olmuyor ve o an zor bulduğum şeyleri daha sonradan unutuyorum.  Elbette yazma süreci çok zor; ama insan kendini kaptırdığı zaman bu zorluklar yok olup gidiyor sanki ve bana göre her hikâyeye ya da kitaba göre değişir bu zorluklar. Romantik Oyun’da bu ilk kitap denemem olduğu için nasıl yazmam gerektiğini bilmiyor olmamdı; ancak genel bir cevap vermek gerekirse yazarken o an sahip olduğum koşullar benim için zorluk yaratan şeyler oluyor. Yer, zaman, etrafımdaki insanlar ve aklına gelebilecek herhangi bir şey olabilir bu...
Sizce iyi bir yazar ne yapar veya ne yapmalı?
İyi bir yazarın hayatta hedefleri olmalı diye düşünüyorum. Hani çok büyük başarılar olmak zorunda değil bunlar. 'Ben bugün çok mutlu olacağım' demek bile bir hedeftir. Yani iyi bir yazar hayatından ne beklediğini bilmeli. Ayrıca iyi bir yazar gözlem yapabilmeli. Yetenek elbette bir şey ancak çevresindeki olayları ve okudukları kitaplardaki teknik özellikleri iyi gözlemleyebilmeli. Başka... Yaşadığı olaylardan ders çıkarabilmeli. Yani kısaca hayata karşı belli bir bakış açısı olmalı. Bir yazarın sığ düşünceleri olamaz bence. Bir olayı her yönden değerlendirebilecek özellikte olmalı. Keskin çizgiler yazarlara yakışmıyor. Bizler bir olayı en kötü haliyle de en iyi haliyle de ele alabildiğimiz için yazarız. Bu nedenle hayatımızdaki olayları da bu şekilde değerlendirebilmeliyiz.
Kendinize örnek aldığınız kimseler var mı?
Bir düşüneyim... Tabii ki okuduğum yazarların hepsi benim için birer örnek. Özellikle etrafımdaki Türk yazarları iyi gözlemlemeye çalışıyorum çünkü çoğu benden büyük ve daha çok hayat tecrübesine sahip insanlar. Henüz çok genç olduğum için onlardan öğrenecek çok şeyim olduğuna inanıyorum; ama 'özellikle şunu örnek alıyorum' dediğim kimse yok sanırım.
Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Yazmak benim için hayata tutunmanın bir yolu. Gelecek benim için belirsizken ve ben tamamen içime kapanmışken beni kurtaran yegâne şey o.

Eğer Türkiye’de bir şeyleri değiştirebilme imkânınız olsaydı neleri değiştirmek isterdiniz?
Türkiye'de hiçbir şeyi değiştirmezdim. Kim ne derse, ne yaparsa yapsın ben ülkemle gurur duyuyorum. Ülkeme yakışmayan insanlar için onun tek taşını bile değiştirmem ben.

Türkiye’deki kitap okuma oranı bildiğiniz gibi istenilen seviyede değil. Sizce bu durumun düzeltilebilmesi için neler yapılabilir?

Bu tamamen ailelerle alakalı. Yavaş yavaş gençler okumaya daha çok yönelmeye başlıyor ve bence bu iyi bir ilk adım. Nesilden nesle geçen bir şey bu. Umuyorum ki bizim neslimiz bunu değiştirecek. Şimdiki neslin daha anlayışlı ve bilinçli anne babalar olacaklarını düşünüyorum. Devir değişti ve bu nesil çocuklarıyla kitap okumanın öneminin farkında. Biz sadece kendimize güvenmeli ve sorun varsa düzeltmeye önce kendimizden başlamalıyız.

Kitap Tanıtımı, Yorumu ve Alıntılar- Romantik Oyun- Elif Yılmaz

ARKA KAPAK:
"Aşk… Aşk, benim hastalığımın yan etkisiydi. Benim esas hastalığımın adı romantizmdi ve her şey, romantik bir oyunla başlamıştı." İki arkadaş... Birbirlerini etkilemek için bir oyuna girişirlerse ne olur? Steven ve Tina için her şey eğlenceli bir oyun olarak başladı. Tek amaçları oyunu kazanmaktı. Bu noktaya kadar ortada herhangi bir sorun görünmüyordu. Sorun, rakibini alt etmeye çalışırken birbirlerinden etkilenmeleriyle başlamıştı. İyi olan kazansın mottosuyla başlayan bu oyunda biri diğerinden daha iyiydi. Peki, ilk hangisi âşık olacaktı? Daha doğrusu söz konusu aşksa, ortada kazanan var mıydı? Romantik oyun başlasın! "Her şeyi düzelteceğini bilseydim, sana sadece iki kelime söylerdim."

YORUMUM:

Her şey masum bir oyunla başladı… İki en yakın arkadaş Tina ve Steven bir oyun oynamaya karar verdiler. İkisi de kazanmak için elinden geleni yapmaya hazırdı. Ve bu oyunun sonucunda kaderlerinin değişeceklerinden habersizdiler.
‘Romantik Oyun’ bir gençlik kitabı ama bence masum aşkları okumayı seven herkesi içine çekebilecek bir büyüye sahip.  Kitabı ana karakter Tina’nın gözünden okuyoruz. Tina’nın bazen çok konuştuğunu düşünsem de bu onu sevmeme engel olmadı. Anlatımın akıcılığı sayesinde sayfaları art arda çevirdim. Kitabı okurken yüzümü tatlı bir gülümsemenin esir aldığını size itiraf etmeliyim.
Postiga Yayınları’ndan çıkan ‘Romantik Oyun’ adlı kitap genç yazar Elif Yılmaz’ın ilk romanı ve bana kalırsa son olmayacak…

ALINTILAR:
Sanki onu anlıyormuşum gibi bana motorun özelliklerini anlatmaya başladı. Bir kez daha bana baktı ve keyifle gülümsedi. Direksiyonun üzerine ellerini yerleştirip, bacağını diğer tarafa attı ve motorun üzerine oturdu. Frenleri kontrol ediyor ve motorun üzerindeki ibreleri inceliyordu. Erkekler ve oyuncakları…
***
“Neden hep olmayacak şeyleri istiyorsun?” diye sordum. Derin bir nefes aldı ve sessizce gökyüzüne baktı. Ukala bir cevap vermesini bekliyordum ama yapmadı. Bu tuhafıma gidince başımı çevirdim ve meraklı gözlerle, gökyüzünü inceleyen Steven’ı süzdüm. O da yüzünü bana çevirdi ve: “Hiçbir fikrim yok,” diye fısıldadı.
***
“Hani istemediğiniz her şey en istemediğiniz zamanlarda olur, ancak bir şeyi çok istediğinizde bir türlü olmak bilmez ya, şu an aynen öyle bir durum içindeydim.”
***
Bir oyun…
Ve her şey seni güldürmek için.
Ama bir sorun…
Sanki gülüşün beni öldürmek için.
Bir oyun…
Seni etkilemek için.
Ama her oyun, bir gerçeği gizlemek için.
***
Oynadığım en harika oyun
Ödülüm gülüşün ve sen.
Bedelini ve sonucunu düşünmeden…
Oyunun sonlanması için gereken her şey… Sen!
***
O böyle en güzel anlarımı mahvetmeye devam ederken ona âşık falan olmazdım. Zaten kızlar onun neresinden hoşlanıyor anlamıyordum. Hemcinslerimden bazılarının sersem fetişi vardı. Sersem erkek gördüklerinde tav oluyorlardı!
***
Bu romantik oyunu gittikçe heyecanlı bir hal alıyordu…
***
Zaten ne geliyorsa başımıza bu tek kelimeden geliyor. ‘Final!’
***
Steven’ın beni bu kadar iyi tanıyor olması hiç hoş değildi. Hem de hiç!
***
“Dersler bu sene olduğundan daha mı zor, yoksa ben mi giderek tembelleşiyorum?”
***
“Senin isteyip de benim yapamayacağım hiçbir şey yok Tina,”dedi.
***
Gerçek acıydı. Gerçek korkutucuydu. Çünkü gerçek, benim Steven’ı her zamankinden farklı bir şekilde sevmeye başladığım ve bu işin sonunda onu kaybetmekten korktuğumdu.
***
“Eğer bu dünyada en çok değer verdiği kişi bensem, beni incitecek bir şey yapmazdı. Benden vazgeçmezdi.”
***
O bu yüzden en yakın arkadaşımdı. Beni sinir ettiği zamanlarda bile güldürmeyi başarıyordu ve bu yüzden ondan bu denli çok hoşlanıyordum. Çünkü kalbime giden yolu onun kadar iyi bilen bir kişi daha yoktu bu dünyada. O yolu kendi elleriyle inşa etmişti.
***
Belki gözlerime bakarsa daha iyi olurdu. Belki orada ona hep destek olacağımı görür ve kendini bir nebze olsun daha iyi hissederdi.
***
Herkesten kaçabilirdi ama bu dünyada benden kaçabileceği tek bir yer bile yoktu.
***
“Peki ya sonra?” diye sordu, Steven yüzündeki gülümseme silinmeden.
“Sonra bekleyeceksin işte. Senin öyle bir huyun yok biliyorum ama bu işler sabır gerektirir, ezik. Ancak sabredenlerin dilekleri gerçek olur. Çünkü sabredenler o şeyi gerçekten istemiş demektir.”
***
“Ben ihtiyacım olan her şeye sahibim. Sana sahibim.”
***
Onu kaybediyordum ama giden o değildi. Ben uzaklaşıyordum…
***
Gülmesene be adam! Zaten yeteri kadar âşığım sana.
***
Bu çocuğa deli gibi âşıktım ve şu an bunun için hiç üzülmüyordum. Çünkü bana her geçen gün aşkımı ne kadar çok hak ettiğini kanıtlıyordu.
***
Yapabileceğim en iyi şey bitirmekti ve ben de bitirdim.
***
Nasıl bu kadar odun olabiliyordu? Onun evimizdeki masadan tek bir farkı vardı o da en azından masa bir işe yarıyordu.
***
“Senden nefret ediyorum” diye fısıldadım kulağına karşılık olarak.
“Eğer bu hâlinin sebebi bensem,” nefesini tuttu. “Ben de kendimden nefret ediyorum.”
***
“Eğer benim kelimelerimin her şeyi düzelteceğini bilseydim, sana sadece iki kelime söylerdim.”





26 Haziran 2014 Perşembe

TATLI BİR SÖYLEŞİ-12

Bugünkü konuğum Tesadüfen Aşk ve Buselik gibi mükemmel kitapların yazarı benim çok sevdiğim birisi olan Başak Kızıltan:)Kendisini daha yakından tanımaya ne dersiniz?O zaman buyrun...

1)Başak Kızıltan kimdir?
 Başak Kızıltan; 25 Ağustos'ta doğmuş tam bir başak burcu kadınıyım. Yarı Ankaralı yarı Karadenizliyim... Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel işletmeciliği bölümünden mezun olunca İstanbul'da kariyerime devam ediyorum. İyi bir Beşiktaş taraftarıyım hiçbir maçını da kaçırmam.
2)Bir kitap yazma fikri aklına nereden geldi?
Yazdıklarımın kitap olacağı hiç aklıma gelmemişti. Hayal Mahsulleri Forum’da yazarken oradaki okurlarımın, sevenlerimin desteği ile hayallerimi gerçekleştirme cesareti buldum ve yazdığım hikayeler kitap olmaya başladı.
3)Bir günün nasıl geçer?
Normalde çok yoğun bir tempo içinde çalışıyordum fakat yaklaşık iki ay önce kitaplarımla daha çok ilgilenmek için işimden ayrıldım. Şu anda tatildeyim. Güne iyi bir kahvaltı ile başlıyorum daha sonra Buselik’in devamını yazdığım için her gün en az bir bölümü bitirmeye çalışıyorum bir yandan da dördüncü kitabımın için çalışıyorum, araştırmalarımı yapıyorum. Öğleden sonra ise uzun zamandır aksattığım arkadaşlarımla buluşuyorum, geziyorum, çevremi dinliyorum. Gece ise yatmadan kesinlikle kitap okuyorum. En çok okunanlar listesinde olan tüm kitapları inceliyorum.
4)Hayat felsefen nedir?
Doğru ol, dürüst ol, Pozitif ol… bence bu üçünü gerçekleştirebilirsek hayattan tüm istediklerimiz zamanla bizim olacaktır.
5)Kendini ileride nerede görüyorsun ve nerede görmek istersin?
Kendimi ileride sadece yazarak hayatına devam eden bir yazar olarak görmek istiyorum ama bu Türkiye şartlarında çok zor. Bu nedenle ara verdiğim profesyonel hayatıma geri dönmüş ve gene tüm geriye kalan zamanımı yazarak geçirdiğimi görüyorum.
6)Tesadüfen Aşk'ın devamı olacak mı? Bence olsun:)
Üzgünüm  Tesadüfen Aşk’a bir devam gelmeyecek.
7)Ciddi anlamda bir okuyucu kitleniz ve sevenleriniz var bu size ne ifade ediyor?
Açık söyleyeyim ben hala alışamadım yazdıklarımın, hislerimin bu kadar beğenilmesine. Tüm okurlar, tüm yorumlar benim için çok önemli. Ben kendimi o yorumlarla geliştireceğime inanıyorum ve tüm okurları aslında birer “arkadaş” olarak görüyorum.
8)Benim vasıtamla okuyucularınıza ne demek istersiniz?
Lütfen Türk yazarlara şans tanıyın. Fuarlarda imza günümde çok denk geliyorum. Standa geliyorlar, kitabı inceliyorlar “ yaa Türk yazarmış okumuyorum ben Türk yazar” diyerek gidiyorlar. Eğer sizler Türk yazarları okumazsanız ne biz ilerleyebiliriz ne de yayınevleri ne de sizler… Lütfen bizi okuyun ve emeğimize destek olun.
9)Peki siz gerçek hayatta tesadüflere inanır mısınız?
Ben tesadüflere inanıyorum ama hayatta karşımıza çıkan o tesadüfleri de bizlerin iyi değerlendirme gerektiğini düşünüyorum. Evet bir kader var ve iyi mi kötü mü olacağı bizlerin elinde.
10)Kitaplarınızı nasıl bir ortamda yazarsınız?
Kitaplarımı laptopumu aldığım ve müziğimin olduğu her ortamda yazabilirim. bazen bir kafe de oluyor bazen de odamda tek başıma.

EN SON 
1)En son izlediğin film ve görüşlerin? 
Külkedisi Antlaşması- Kitabını okumuştum. İnat ettim izlemeyeceğim diye ama izledim sonunda ve keşke kitaptaki kurgusu gibi eğlenceli ve iyi olsaymış dedim.
2)En son okuduğun kitap?
Julia Quinn- Cennet Gibi
3)En son dinlediğin müzik? 
Şu anda dinliyorum Yasemin Mori- N’olur N’olur N’olur
4)En son gittiğin yer?
İzmir- Çeşme
5)En son yapmaktan mutluluk duyduğun şey? 
Tesadüfen Aşk’ı okurlarla buluşturmak

CÜMLE TAMAMLAMA 
1)En sevdiğim erkek karakteri şöyle olmalı Dürüst, sahiplenici, karakterli
2)En sevdiğim kız kitap karakteri şöyle olmalı Güçlü, Kendinden emin, aşkının peşinden giden, komik
3)Kendi çıkarı için arkadaşlarını sırtından vuran İnsanlardan asla hoşlanmam. 
4)Şu üç şeyi yanımdan ayırmam şarj aletim, not defterim ve kalemim, pembe rujum
5)Bu aralar şunu çok istiyorum kitaplarımın daha çok okurlara ulaşması ve kilo vermek!

17 Haziran 2014 Salı

Tesadüfen Aşk-Alıntılar

İnsan kime âşık olacağını bilebilir mi? Tümüyle tesadüfte ömür boyunca kimi seveceğimiz! Hatta insan en tutkunu aşkını asıl, sevdiğini sanıp yanıldığını anladıktan sonra yaşayabilir.
"Buselik" adlı ilk kitabıyla okurlarının beğenisini kazanan Başak Kızıltan, yeni romanında, kahramanı Yeşim'le tanıştırıyor okurunu. Bir basketbolcunun sadece maçlarda heyecanlanmadığını da Ayaz'la tanışarak öğrenebilirsiniz.İlk aşkın gerçek olup olmadığına, her sayfayı şaşırarak çevirirken siz karar verin! Çünkü kahramanlarımız Yeşim ve Ayaz pekâlâ siz ve sevgiliniz de olabilir.


ALINTILAR
''İnsanın kafasına bazen bir şeylerin dank etmesi gerekiyor.''
''Şairin dediği gibi 'Boğuluyorum.'.''
''Yorgun kalbim seni düşünmekten...''
''Bir adam nasıl bir kadına bunca yıl aşık olur?Hem de ilk görüşte,onu tanımadan,dokumadan.Nasıl olur?''
''Hep yanlış adamlara aşık olmak zorunda mıyım ben?''
''Tesadüf diye bir şey yoktur,ilahi zamanlama vardır bence ve bu zamanlama da bize birçok kez yüzünü gösterdi Yeşim,diye araya giriyorum.Kesinlikle bu karşılaşmaların, tesadüflerin hayatın bize ipuçları olduğunu düşünüyorum.''
''Senden tek bir söz istiyorum,lütfen sadece benim yanımda ol,benimle ol hep.''
''O sırada Ayaz ile göz göze geliyorum.Bana öyle güzel bakıyor ki bu adama yeniden aşık olmamak elde değil.Bazen beş yaşındaki çocuk gibi,bazen koruyucu melek gibi,bazen deli aşık gibi, bazen de bildiğin kıro kamyon şoförü...Ben onun har halini seviyorum.''
''Peki.''Zaten peki'den başka verebileceğiniz cevap olmuyor.İçinizde çarpışan tüm duyguları,kelimeleri,sesleri sadece bir ''peki''ile özetleye biliyorsunuz...''Peki.''
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

                                                                                                                                                                                                                                     

Tesadüfen Aşk-Yorum

İnsan kime âşık olacağını bilebilir mi? Tümüyle tesadüfte ömür boyunca kimi seveceğimiz! Hatta insan en tutkunu aşkını asıl, sevdiğini sanıp yanıldığını anladıktan sonra yaşayabilir.
"Buselik" adlı ilk kitabıyla okurlarının beğenisini kazanan Başak Kızıltan, yeni romanında, kahramanı Yeşim'le tanıştırıyor okurunu. Bir basketbolcunun sadece maçlarda heyecanlanmadığını da Ayaz'la tanışarak öğrenebilirsiniz.İlk aşkın gerçek olup olmadığına, her sayfayı şaşırarak çevirirken siz karar verin! Çünkü kahramanlarımız Yeşim ve Ayaz pekâlâ siz ve sevgiliniz de olabilir.


Tesadüflere inanır mısınız?Ben bu kitapla daha da çok inanmaya başladım.Ayaz ile Yeşim'in aşkı dillere destan ve bir o kadar da tesadüflerle dolu.Onlar aşklarıyla zorluklara göğüs gerip, üstesinden geliyorlar.
Kafamı taşlara vurup pişmanlığımı en derinden yaşıyorum.Neden mi?Şöyle söyleyeyim 'Ben bu kitabı daha önce neden okumamışım ki?'.Başak Hanım harikasınız!Keşke hiç bitmese de devamlı okusaydım,diyorum.Hem Ayaz'ın ağzından hem de Yeşim'in ağzından olayların anlatılması, duygularının paylaşılması çok güzel.Kitabı okurken zaman zaman gözlerim doldu fakat Ayaz'ın şebekliklerine kahkalarım daha fazlaydı.Ayaz'ın yakışıklılığına zaten diyecek sözüm yok:)Kısacası alınıp okunası ve tapılası bir kitap:)