Kitap Tanıtımlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Tanıtımlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Aralık 2015 Çarşamba
24 Ekim 2015 Cumartesi
Kitap Tanıtımı- Diriliş Kehaneti- Çiçek Sekban Tüfekçi
ARKA KAPAK:
"Kozmik bir şakanın ötesindeydi bu diriliş. Gelecektekilerin geçmişte yaşananları bilebilmesi anlaşılan bir durumdu. Ancak geçmişte yaşayan birinin, gelecekteki bir olayı bilebilmesi mümkün müydü? Gerçi bunun bir adı vardı: 'Kehanet'… Kraliçe Aba, ölümden sonra dirileceğini sanki öngörmüştü. Hatta bir ad bile vermişti. Ya da yaşama gelme gayesindeki adamı işaret etmişti. O işaret ettiği adam buradaydı. Bilgindi ama bilge değildi. Kadın ise bilgeydi, bilgin değildi. Sadece geçmişin karanlığını biliyordu. Büyük bir boşluk okyanusundan kulaç atmadan geliyordu bugüne…" Aden Ataman, işinde çok başarılı bir arkeologdur. Anadolu'nun güneyinde bulunan gizemli bir parşömeni deşifre etme çabasıyla birlikte kendisini uluslararası oyunların içinde bulur. Kraliçe Aba, 2000 yıl önce yaşamış bir kraliçedir. Günümüzün olağanüstü bilimsel keşifleri sayesinde yolu Aden Ataman ile kesişecek ve imkânsız görünen bir aşk ilişkisinin kıvılcımları çakacaktır… Çiçek S. Tüfekçi'den, tarihin, aşkın ve bilimin kesiştiği bir ilk roman.
Sayfa Sayısı: 240
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Müptela Yayınları
Kitap Tanıtımı- Senin Değilim - Ceren Deniz Yıldız
ARKA KAPAK:
WATTPAD'te 6.4 Milyon kişi tarafından okundu, listelere girdi. Kurgusu ve diliyle benzerleri arasından sıyrıldı. Bir motosiklet kazası, Bir ölüm, Bir aşk, Başka bir anlatım şekli,Başka türlü bir sevme biçimi.İlk aşkınızı hiç unutamadınız, değil mi? Onun masumiyeti, onun derinliği bir daha hiçbirinde yaşanmadı. Güneş'in ve Baran'ın hikâyesinin size anımsatacakları var. Eski defterlerinize yeniden bakar gibi okuyacak, hiç unutmadıklarınızı hatırlayacaksınız.
Sayfa Sayısı: 296
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Müptela Yayınları
8 Ekim 2015 Perşembe
Kitap Tanıtımı- Beni Özle Olur Mu?- Berrin Karapınar
ARKA KAPAK:
Yazar Berrin Karapınar'ın Ses adlı üçlemesinin ilk kitabı "Beni Özle Olur mu?" aşkın dokunmaya ihtiyacı olup olmadığını soruyor.Yıllarca sadece bir ses olarak peşinden gelen Cihan'ın, Firuze'nin hayatında gittikçe daha çok yer kaplayan varlığı yavaş yavaş görünür olmaya başlıyor. Cihan ete kemiğe büründüğünde neler olduğu ise yazarın esprili ve keyifli anlatımıyla aktarılıyor. Fantazyaya göz kırpan bu romantik hikâye, tuhaf çiftimizin eğlenceli ve neredeyse polisiye maceraları ile keyifli bir okuma ve okur gülümsemesi vaat ediyor.
25 Haziran 2015 Perşembe
Kitap Tanıtımı + Ön Okuma- Süper Dadı- Betül Güçlü
ARKA KAPAK:
Âşıksanız; Dağları delebilirsiniz, "Ferhat"
derler, Çölleri aşabilirsiniz, "Mecnun" derler, Canınıza
kıyabilirsiniz, "Romeo" derler, Ya iki küçük sevimli canavarın tüm
sorumluluğunu alıp, kalplerini çalar ve oradan sevdiğiniz kadına ulaşmayı
başarırsanız?
İşte o zaman, "Süper Dadı" derler. Efran'ın
verdiği zorlu, eğlenceli, acılı ve sevimli mücadeleyi okurken aşk uğruna
girilebilecek en güzel sınavlardan birine şahit olacaksınız. Beril, Baler, Sare
ve Efran'ın "aile"si sizi de aralarına alacak kadar sevgi dolu;
gerçek bir aile olmak için kan bağından daha fazla ihtiyacımız olan tek şey de
bu.
18 Mayıs 2015 Pazartesi
Kitap Tanıtımı- Londra Caddesi -Samantha Young
Yazar: Samantha Young
Çevirmen: Aslı Dağlı
Yayınevi: DEX
Sayfa Sayısı: 472
ARKA KAPAK:
Dublin Caddesi'nde Joss ve Braden'ın aşkıyla baştan
çıkmıştınız... Londra Caddesi'nde ise Johanna ve Cameron ile ihtirası
doruklarda yaşayacaksınız. Johanna'nın alkolik bir annesi ve bakması gereken
küçük bir erkek kardeşi vardı. Babası alıp başını gitmişti, evi geçindirmek
Johanna'ya kalmıştı. Artık sadece kardeşi için yaşıyordu. Erkek arkadaşlarını
da bu yüzden zenginlerden seçiyordu. Kendi arzuları onun için önemsizdi.
Pasaklı kotu, dövmeleri ve hırpani tişörtüyle şehrin en seksi serserisi Cameron
hayatına girdiğinde Johanna'nın bütün ezberi bozuldu. Onu öylesine çok
arzuluyordu ki, kalp atışlarını bile bir türlü dizginleyemiyordu. Cameron,
barda birlikte çalıştıkları bu mesafeli görünen seksi kızılın sakladığı
sırlarını açığa çıkarmaya kararlıydı... Teker teker savunma kalkanlarını
indirecekti... Johanna çırılçıplak kalıncaya dek!
"Aşırı seksi bir kitap bu. Hem kahramanın kendini bulma
ve güçlenme yolculuğuna da bayıldım. Londra Caddesi'ni tüm kalbimle tavsiye
ederim."
-USA Today-
14 Mayıs 2015 Perşembe
Kitap Tanıtımı- Yorumu ve Alıntılar - Satılık- İlknur Birdal
ARKA KAPAK:
Her aşk kendi sınavıyla cebelleşir.
Devran ve Hüzün...
Onların yolu bir bar kapısında kesişti. Kader hiç
ummadıkları anda, hiç ummadıkları bir yerde onları bir araya getirdi. Hayatın
karşısında yeteri kadar kırılan kalpleri yeni bir serzenişi daha kaldırabilecek
miydi?
Hüzün'ün korumak istediği kalbi, Devran'ın hayatını
karmaşalar içine sürükleyen sırları vardı. Pis bir barın üst katında sahip
olduğu kızın hayatının bilmecesi olacağını hiç hesaplamamıştı.
Sırlar ortaya çıktıkça değişen hayatlara, her aşkın
kendi içinde verdiği savaşlara şahit olacaksınız.
"Sana sahip olmak hayatımda yaptığım tek
doğruydu. Söylemesi biraz tuhaf olsa da, hayatım boyunca satın aldığım en güzel
hediyesin."
"Sen benim başıma gelen en güzel yanlıştın.
Seni Seviyorum Devran... Mutluluk benim için senin dudaklarının arasında ve sen
bu gece sadece beni sevdiğini fısılda..."
YORUMUM:
İlknur Birdal’ın kalemine bayıldım. Kitaptaki her
bir karakterin birbiriyle olan bağlantısı beni şaşırtmakla kalmadı, hayranlık
da uyandırdı. Çok başarılıydı. Okurken sayfalar, su gibi akıp gitti. Bence
Devran’ın ve Hüzün’ün hikâyesini muhakkak okumalısınız. Bölüm başlarındaki
yazarın yazmış olduğu şiirler de harikaydı. Romantik-aksiyon türündeki bu
kitabın devamı olan ‘Karanlığın Külleri’ ni merakla bekliyorum. Türk yazarlara
olan ön yargınızı bir kenara bırakın! Çünkü bazıları gerçekten çok iyi işler
çıkartıyor!
ALINTILAR:
Duyuyor musun,
Sana yalvaran çığlıklarımı?
Sesim sağır ediyor mu kulaklarını?
Beni anlamak gelmiyor mu içinden?
Duyuyor musun,
Kimseye ulaşmayan çağrı mı?
Duymuyorsun…
Canın yanmıyor benim gibi…
Mesela ölmeyi düşünmüyorsun,
Benim düşündüğüm gibi,
Vicdanın rahat etmesin sevgili!
Çünkü ben, Allah’a havale ettim seni!
***
Nefret katıksız bir zehirdi ve insanın yüreğindeki tüm
iyiliği yitirip bitirirdi.
***
Bazen içimizdeki zehir en olmadık zamanda akardı dışarıya.
Kanatarak, yaralayarak, parçalayarak…
***
Denizle sarılıp, sarmalanmak,
Dalgalarla oyunlar oynamak istedim.
Hayatın yalan oyunlarında,
Yok, olmak değildi benim istediğim.
***
Adı yaşadığı hayatla dalga geçmek için konulmuş gibiydi
adeta.
***
Ağır geliyor yüreğime büyük gerçekler…
Gözlerimi kapatsam,
Unutabilir miyim her şeyi?
Çaresizlik kelimesi tüketiyor beni,
Bir çıkış yolu bulunabilir mi?
Zaman vakitsiz, yıllar koca bir kayıp
Zaman dursun diye haykırsam
Gücüm yeter mi?
Hesaplar kabarık, listeler dolu
Dünyayı ateşe versem,
Kurtulur muyum sanki?
Silsem hafızamdan lanet geçmişi
Sadece o kalsa?
Mümkün olur mu sahi?
***
Bazen hayat bir saniyenin kıymetini bile öğretiyor insana.
Bir nefeslik an! Ne kadar da kısa aslında… Bir ömürlük hayatımız yıllara denk
gelirken, saniyelerin değerini anlayamıyoruz çoğu zaman. Ta ki, o saniye bizden
en değerlilerimizi alana kadar, ta ki o bir saniyeye muhtaç olana kadar.
***
Konuşmak zordur bazen,
İçindekileri olduğu gibi söylemek
Sonucunu düşünmeden, tereddüt dahi
etmeden.
Cümleleri olduğu gibi ortaya dökmek…
Susmak zordur bazen, konuşmak kadar
değerli değil,
Yüreğin daralır, akıl darmadağın
Öyle bir an gelir ki sevgili,
Konuşmakta susmakta yürek işi…
***
Kimi zaman gerçeklerdir canı yakan
Kimi zaman söylenen basit yalanlar,
Kimi sevgisini saklar yüreğinde
Kimi avaz avaz haykırır.
Kimi nefretini canlı tutar avucunda
Bazısı da içini yakıp kavuran aşkını,
Ortası yoktur sevmenin
Zamanı olmadığı gibi.
Yarım yamalak değildir nefret
Ömür boyu sürmediği gibi
Güçlü olan hangisi bilinmez
Aşk mı? Nefret mi?
İki duygu koyun koyuna
Sen söyle sevgili
Aşk mı? Nefret mi?
***
Hayatlar farklı yaşamlar farklı
Kimse aynı yoldan, aynı ayakkabıyla
geçmiyor.
Aynı taşa takılıp, düşmüyor kimse
Yeniden aynı duyguyla, kalkmıyor
ayağa
Birini yargılamak için;
Yaşamak gerekir.
Aynı taşla tökezleyip, aynı duyguyu
tatmak gerekir.
Aynı zorlukları yaşamak, göğüs germek
gerekir
Aynı yolu aynı ayakkabıyla yürümek
gerekir.
Yargılamak için,
O hayatı yaşamak gerekir.
***
Buna hazır değildi! Birini sevmeye, hayatında
yeniden bir erkeği merkez haline getirmeye ve ona koşulsuz güvenmeye hazır
değildi.
***
“Sen beni gerçekten sevseydin ne
olursa olsun terk etmezdin.”
***
Eğer aşk; bir dokunuşla, bir bakışla
kalbinin yerinden çıkması için savaş vermesiyse evet âşıktı.
***
Hayatım ağzından çıkacak kelimeye
bağlıydı sanki
Nefesimi tutmuş, bekliyorum öylece
söyleyeceklerini
Tutunduğum umut dalı ha kırıldı, ha
kırılacak.
Daha fazla bekletme beni,
Gücüm tükenmiş sevgilim
Cesaretim yok.
Bir adım geri, bir adım ileri
Sayıyorum olduğum yerde
Yüreğim koşmak istiyor aklım kaçmak
İki ucu keskin bir bıçak
Söyle sevgilim içindekileri
Ne olur
Ne olur bekletme artık beni.
***
Seni bütün insanlardan koruyabilirim
ama seni senden koruyamam.
***
Ha deyince olmuyor bazı şeyler.
***
İnsanlarda tıpkı gece gibiydi
aslında. Yüreklerinde birçok duyguyu barındırır lâkin etrafa göstermek
istedikleri kadarını gösterirlerdi. Ama tıpkı geceyi yeryüzünden kaldıran güneş
gibi, günü geldiğinde bütün duygularını gün yüzüne kavuşturmaktan çekinmezlerdi.
***
Şunu aklından çıkarma; erkekler
kendilerinden emin kadınlardan etkilenir. Çekip gitmek acizlerin, ortalığı
ayağa kaldırmak kendine güvenmeyen kadınların yapacağı şeyler. Sen kesinlikle
kendini bu iki sınıfa da sokmamalısın. Erkekler kıskanılmaktan hoşlanır ama
boğmadığı sürece. Kendinden emin durmalı, karşındaki kadını hanımefendiliğinle
ezmelisin. Ve sevdiğin adama ona güvendiğini hissettirmelisin. Kıskançlığın
seni izin almasına izin verme.
***
Önemli olan da bu değil miydi zaten?
Hayatın kötü yüzüne inat ayakta kalabilmek ve tebessüm etmek…
***
Canım yanıyor, kalbim ağrıyor.
Ama ben sana dokunamıyorum.
Beni bırakıp gitme sevgili
Sen gidince ben, ben olmuyorum.
***
Hiçbir şeyin asla eskisi gibi
olmasına izin vermem. Sen yanımda oldukça ben güçlüyüm.
***
Mutluluk iki dudağının arasında; sen
sadece beni sevdiğini fısılda…
11 Mayıs 2015 Pazartesi
Kitap Tanıtımı, Yorumu ve Alıntılar- Romantik Oyun- Elif Yılmaz
ARKA KAPAK:
"Aşk… Aşk, benim hastalığımın yan etkisiydi. Benim esas
hastalığımın adı romantizmdi ve her şey, romantik bir oyunla başlamıştı."
İki arkadaş... Birbirlerini etkilemek için bir oyuna girişirlerse ne olur?
Steven ve Tina için her şey eğlenceli bir oyun olarak başladı. Tek amaçları
oyunu kazanmaktı. Bu noktaya kadar ortada herhangi bir sorun görünmüyordu.
Sorun, rakibini alt etmeye çalışırken birbirlerinden etkilenmeleriyle
başlamıştı. İyi olan kazansın mottosuyla başlayan bu oyunda biri diğerinden
daha iyiydi. Peki, ilk hangisi âşık olacaktı? Daha doğrusu söz konusu aşksa, ortada
kazanan var mıydı? Romantik oyun başlasın! "Her şeyi düzelteceğini
bilseydim, sana sadece iki kelime söylerdim."
YORUMUM:
Her şey masum bir oyunla başladı… İki en yakın arkadaş Tina
ve Steven bir oyun oynamaya karar verdiler. İkisi de kazanmak için elinden
geleni yapmaya hazırdı. Ve bu oyunun sonucunda kaderlerinin değişeceklerinden
habersizdiler.
‘Romantik Oyun’ bir gençlik kitabı ama bence masum aşkları
okumayı seven herkesi içine çekebilecek bir büyüye sahip. Kitabı ana karakter Tina’nın gözünden
okuyoruz. Tina’nın bazen çok konuştuğunu düşünsem de bu onu sevmeme engel olmadı.
Anlatımın akıcılığı sayesinde sayfaları art arda çevirdim. Kitabı okurken
yüzümü tatlı bir gülümsemenin esir aldığını size itiraf etmeliyim.
Postiga Yayınları’ndan çıkan ‘Romantik Oyun’ adlı kitap genç
yazar Elif Yılmaz’ın ilk romanı ve bana kalırsa son olmayacak…
ALINTILAR:
Sanki onu
anlıyormuşum gibi bana motorun özelliklerini anlatmaya başladı. Bir kez daha
bana baktı ve keyifle gülümsedi. Direksiyonun üzerine ellerini yerleştirip,
bacağını diğer tarafa attı ve motorun üzerine oturdu. Frenleri kontrol ediyor
ve motorun üzerindeki ibreleri inceliyordu. Erkekler ve oyuncakları…
***
“Neden hep
olmayacak şeyleri istiyorsun?” diye sordum. Derin bir nefes aldı ve sessizce
gökyüzüne baktı. Ukala bir cevap vermesini bekliyordum ama yapmadı. Bu tuhafıma
gidince başımı çevirdim ve meraklı gözlerle, gökyüzünü inceleyen Steven’ı
süzdüm. O da yüzünü bana çevirdi ve: “Hiçbir fikrim yok,” diye fısıldadı.
***
“Hani
istemediğiniz her şey en istemediğiniz zamanlarda olur, ancak bir şeyi çok
istediğinizde bir türlü olmak bilmez ya, şu an aynen öyle bir durum
içindeydim.”
***
Bir oyun…
Ve her şey
seni güldürmek için.
Ama bir
sorun…
Sanki
gülüşün beni öldürmek için.
Bir oyun…
Seni
etkilemek için.
Ama her
oyun, bir gerçeği gizlemek için.
***
Oynadığım en
harika oyun
Ödülüm
gülüşün ve sen.
Bedelini ve
sonucunu düşünmeden…
Oyunun
sonlanması için gereken her şey… Sen!
***
O böyle en güzel
anlarımı mahvetmeye devam ederken ona âşık falan olmazdım. Zaten kızlar onun
neresinden hoşlanıyor anlamıyordum. Hemcinslerimden bazılarının sersem fetişi
vardı. Sersem erkek gördüklerinde tav oluyorlardı!
***
Bu romantik
oyunu gittikçe heyecanlı bir hal alıyordu…
***
Zaten ne
geliyorsa başımıza bu tek kelimeden geliyor. ‘Final!’
***
Steven’ın
beni bu kadar iyi tanıyor olması hiç hoş değildi. Hem de hiç!
***
“Dersler bu
sene olduğundan daha mı zor, yoksa ben mi giderek tembelleşiyorum?”
***
“Senin
isteyip de benim yapamayacağım hiçbir şey yok Tina,”dedi.
***
Gerçek
acıydı. Gerçek korkutucuydu. Çünkü gerçek, benim Steven’ı her zamankinden
farklı bir şekilde sevmeye başladığım ve bu işin sonunda onu kaybetmekten
korktuğumdu.
***
“Eğer bu
dünyada en çok değer verdiği kişi bensem, beni incitecek bir şey yapmazdı.
Benden vazgeçmezdi.”
***
O bu yüzden
en yakın arkadaşımdı. Beni sinir ettiği zamanlarda bile güldürmeyi başarıyordu
ve bu yüzden ondan bu denli çok hoşlanıyordum. Çünkü kalbime giden yolu onun
kadar iyi bilen bir kişi daha yoktu bu dünyada. O yolu kendi elleriyle inşa
etmişti.
***
Belki
gözlerime bakarsa daha iyi olurdu. Belki orada ona hep destek olacağımı görür
ve kendini bir nebze olsun daha iyi hissederdi.
***
Herkesten
kaçabilirdi ama bu dünyada benden kaçabileceği tek bir yer bile yoktu.
***
“Peki ya
sonra?” diye sordu, Steven yüzündeki gülümseme silinmeden.
“Sonra
bekleyeceksin işte. Senin öyle bir huyun yok biliyorum ama bu işler sabır
gerektirir, ezik. Ancak sabredenlerin dilekleri gerçek olur. Çünkü sabredenler
o şeyi gerçekten istemiş demektir.”
***
“Ben
ihtiyacım olan her şeye sahibim. Sana sahibim.”
***
Onu
kaybediyordum ama giden o değildi. Ben uzaklaşıyordum…
***
Gülmesene be
adam! Zaten yeteri kadar âşığım sana.
***
Bu çocuğa
deli gibi âşıktım ve şu an bunun için hiç üzülmüyordum. Çünkü bana her geçen
gün aşkımı ne kadar çok hak ettiğini kanıtlıyordu.
***
Yapabileceğim
en iyi şey bitirmekti ve ben de bitirdim.
***
Nasıl bu
kadar odun olabiliyordu? Onun evimizdeki masadan tek bir farkı vardı o da en
azından masa bir işe yarıyordu.
***
“Senden
nefret ediyorum” diye fısıldadım kulağına karşılık olarak.
“Eğer bu
hâlinin sebebi bensem,” nefesini tuttu. “Ben de kendimden nefret ediyorum.”
***
“Eğer benim
kelimelerimin her şeyi düzelteceğini bilseydim, sana sadece iki kelime
söylerdim.”
Kitap Tanıtımı- Yorumu ve Alıntılar- Ardımda Kalanlar- Ellen Marie Wiseman
ARKA KAPAK:
Çıkmazdaysa yüreğiniz,
hikâyemi dikkatli okuyun, belki de bu sizin hikâyenizdir…
Hiç uçurumun kenarında
olduğunuzu hissettiniz mi? Ya da ayaklarınızın altındaki kaya parçalarının
koparak düştüğünü… Ben artık öyle hissediyorum ve gitgide karanlığa düşüyorum.
İhanetin en ağırını en yakınlarımdan gördüm. Anne ve babamdan… Tek suçum, onların
isteklerine boyun eğmememdi. Tek suçum, onların değil de yüreğimin seçtiği
adamı sevmemdi… Neden insanlar kendileri gibi olmayanı ötekileştirir ki? Bu
başkaldırımın bedelini çok ağır ödüyorum. Bir akıl hastanesine kapatıldım. Tüm
hayatım çalındı benden. Sevdiğim adam… Dünyaya getireceğim çocuğum belki de…
Ne zormuş insanın
kendinde olduğunu ispat etme çabası. Ve artık aklım yerinde mi bilmiyorum ama
yüreğimin hâlâ aklı başında. Buradan kurtulmak istiyorum. Gün yüzüne kavuşup
rüzgârın saçlarımı savuruşunu hissetmek, denizin tuzlu kokusunu içime çekmek
istiyorum. Tek ümidim bu yazdıklarımı birinin bulması. Ne kadar zaman alır
bilinmez, fakat bu satırları okuyacak kişiye sesleniyorum: Benim adım Clara
Elizabeth Cartwright ve bu, benim hikâyem. Seçim senin, ya hikâyeme ortak ol ya
da diğerleri gibi görmezlikten gel beni… Ardımda Kalanlar, anlattıkları ve
karakterleriyle kurgu ürünü olsa da hikâyenin çıkış noktası gerçeğe
dayanmaktadır. Tüm gizemleri içinde barındıran, duygu yüklü bu kitabı
gözyaşları eşliğinde bitirdiğinizde, kendinizi sorgulamadan edemeyeceksiniz…
"Muhteşem bir
kurguya sahip olan Ardımda Kalanlar, tüm okul ve halk kütüphanelerindeki yerini
almalı."
-Voya, Lindy Gerdes-
YORUMUM:
Willard State Akıl
Hastanesi’ne aslında hiçbir problemi yokken zorla yatırılan Clara’nın hikâyesi
bu. Sırf ailesinin istediğini yapmadı diye ‘deli’ damgası yiyen Clara’nın
verdiği mücadeleyi okurken kendinizden geçeceksiniz.
Yazarın akıcı diliyle
ilginç bir konu birleşince ortaya muhteşem bir eser çıkmış. Kesinlikle çarpıcı.
İnanılmaz bir kurgu. Ellen Marie Wiseman favori yazarlarımın arasına girmeyi
başardı.
ALINTILAR:
Kim bilir kaç dehşet
verici anı, yapının bir parçası olarak tuğlaların, harcın, buzlu camların içine
işlemiş, kan ve gözyaşlarına karışarak mühürlenmişti? Acı ve keder nasıl her
zaman Izzy’nin bir parçası olacaksa işkence görmüş binlerce ruhun anısı da
Chapin Hall’da ve Willard Akıl Hastanesi’nin çevresindeki binalarda yaşayacaktı.
Böyle bir yer kayıp yaşamlardan ve sevilen kişilerden geriye kalan bir
hatıradan başka ne olabilirdi?
***
“İster inan ister
inanma anne,” dedi Clara iğrendiğini gizleyemeden, “ama herkes para için
evlenmiyor. Bazıları sevdikleri için evleniyor.”
***
“Tek pişmanlığım
sizinle ilgili gerçekleri zamanında görememiş olmam.”
***
Babam benden kurtulmaya
çalıştığı için beni evden yolladı. Bu yöntemle nasıl bir sonuca ulaşacağını
sanıyor ki? Oysa bu davranışı, serbest kaldığımda ondan uzak durup istediğim
hayatı yaşayabilme kararımı perçinlemekten başka işe yaramıyor. Babam beni
Willard’a yolluyor. Korkmam gerekir mi bilmiyorum.
***
Zulmedenler ne olursa
olsun kurbanları hedef almanın bir yolunu bulurlardı.
***
Hayvanlar masum
yaratıklar. İnsanlar… şey, onlar masum değiller. Hayvanlar insanlardan daha
iyi.
***
Pes etmeyeceğim.
Geçmişimin geleceğimi belirlemesine izin vermeyeceğim.
***
İnsanların davranışları
yüzünden kendilerini değil de başkalarını suçlamasından nefret ediyorum.
***
“Madem zarar gören
insanların ne hissettiğini biliyor, neden insanlara acı vermeye çalışıyor?”
“Sanırım acı çekmekten
korktuğu için kimsenin ona bulaşmasını istemiyor. Sanırım bir hiyerarşi
olduğunu düşünüyor ve kendini korumak için en tepeye oturmak istiyor.”
***
Küçük, doğmamış bir
bebek böyle bir muameleden sağ çıkabilir miydi? Gözleri doldu ve kalp atışları
yavaşladı.
***
İnsanlar çocuklarının
hayatını mahvedecekse onları doğurmasalar daha iyi değil miydi?
***
Bu hastalar Willard’a
geldiklerinde akıl sağlıkları yerindeyse bile böyle bir muameleden sonra
delirmemeleri mümkün değildi. Doktorlar bu tür işkencenin insana iyi
gelebileceğini nasıl düşünüyordu, hayret!
***
“Kendi isteğim dışında
akıl hastanesine kapatıldım. Bana kalan tek şey aklım ve aklımın tamamen
yerinde olduğu konusunda sizi temin ederim! Ben her dediğinize körü körüne
inanıp hayvan gibi onları hapsetmenize izin veren diğer hastalarınız gibi
değilim. Bir doktor bunu yapmamalı. Bu bir suçtur.”
***
“Her şeyden önce ben
deli değilim. İkincisi hayatın stresinden uzak güvenli bir sığınak yoktur.
Burada kendi iradem dışında tutuluyorum. Bu durumda nasıl huzurlu ve dertsiz
olabilirim?”
***
Sonu ölüm olacaksa
özgür kalmanın ne anlamı olacaktı ki?
***
Babası Willard’ın ne
kadar iğrenç bir yer olduğunu biliyor muydu, biliyorsa bunu umursuyor muydu?
***
Babamın bana böyle bir
şey yapabileceği aklıma gelmedi. Beni sevmekten vazgeçebileceğini hiç
düşünmedim.
***
Korkunun yerini öfke
almıştı ve her nefesinde biraz daha büyüyüp soğuyordu. Annesiyle babası nasıl
ona böyle bir şey yapabilmişti?
***
Değişmek kolay değildi.
***
Ama kapana kısılmışlık,
boğulma hissi üzerine gelen bir tren gibi içini doldurmuştu.
***
Bunca yıl heba olmuştu
çünkü olayı bir de annesinin tarafından dinleyebilecek kadar cesur olamamıştı!
***
Geçmişimin geleceğimi
şekillendirmesine izin vermeyeceğim, diye düşündü. O zamanlar farklı biriydim.
Ve hayatımın geri kalanını babamın günahının bedelini ödeyerek geçirmeyeceğim.
Bunu yapmayacağım, bu mümkün değil.
***
“Ama seni sevmekten hiç
vazgeçmediğimi bilmeni istiyorum.”
***
Demek öksüz olmak böyle
bir duygu, diye düşündü gözleri ve boğazı yanarken. Bundan böyle beni her gün
düşünüp karşılıksız sevecek kimse olmayacak. Sonunda gerçekten yalnız kaldım.
***
Hayatını bir düzene
sokup bundan sonra ne yapacağına karar vermeliydi. Bunca sıkıntısı varken
yenilerini eklemek istemiyordu.
***
“Her zaman yanında
olacağım,” diye fısıldadı kulağına.
“Sen istesen de
istemesen de.”
***
Clara’yı hiç
düşünüyorlar mıydı? İyi olup olmadığını, hayatta olup olmadığını düşünüyorlar mıydı?
Willard’a gelip ondan af dilemek ya da doktorlardan onu serbest bırakmasını
istemek hiç akıllarına gelmiş miydi?
Yoksa onu bir an bile düşünemeyecek kadar kalpsizler miydi? Kızlarından
bir paçavra gibi kurtulmakla iyi ettiklerini mi düşünüyorlardı?
***
Böylesi bir acının
altından kim kalkabilirdi ki?
***
Dünya yaralı insanlarla
doluydu ve hastaneler, enstitüler, hapishaneler onların paramparça olmuş
kalplerini, zarar görmüş zihinlerini ve ayaklar altına alınmış ruhlarını onaramazdı.
***
“Aklıma sorarsan emin
değilim,” dedi Clara. “Ama yüreğim hemen anladı.”
Kitap Tanıtımı ve Yorumu- Aşk-ı Lâl- Sebahattin Ceylaner
ARKA KAPAK:
İçinde Maneviyat ve
Sırlar Saklı Gizemli Bir Aşk Öyküsü…
Dile gelen tüm sözler
art arda sıralandığında, üç harfin yan yana gelip de anlatabildiğini anlatır
mı? Üç nokta yan yana geldiğinde fark edilir, sonsuzluk deryasının taze
serinliği. Anlaşılır ki O'nu anlatmaya dil çaresiz…
Üç nokta gibi gelir üç
harf yan yana ve anlatır sonsuzluğu, sonsuz nuru. Tek bir şart arar; nasıl ki
sonsuzluğu anlatan üç noktanın kudreti suskunluğundan gelir, öyledir işte...
Sonsuzluğu anlatacak yegâne kelam, dile değmeden dolaşır gönülleri.
Bi-lâl ve Lâl… Yana
yakıla arayışlardan geçip yanmak derdine düşen iki yâren…
YORUMUM:
Hayat Yayınları
Kitapseverleri Hayata Aşkla Dokunmaya Davet Ediyor!
Hayat Yayınları, “Aşkla Dokun Hayata” serisi kitapları ile
okuyucularını aşkın ayrılıktan kavuşmaya, hüzünden coşkuya kadar tüm
duygularını taşıyan bir yolculuğa çıkarıyor.
Hayat Yayınları’nın,
Aşkın tüm renklerini kapsayan "Aşkla Dokun Hayata” serisinin kitapları ''Aşk-ı lal'' -
''Elifname'' - ''Herşeyi Allahtan İste'' - ''Aşk-ı Leyla'' - "Bana
Aşkımızı Anlat” – “Aşk-ı Rana" “Yalnızca Rabbine Yönel” ve "Gülsima
Ağlama Ne Olursun" çıktı. Ben şimdilik 2 tanesini okudum sanırım
diğerlerini de alacağım...
Aşk, insanoğlunun
kalbinde hala şarkılarını söylemeye devam ediyor. Siz de Hayata Aşkla Dokunmaya Var mısınız?
Büyük bir yazar olmak
isteyen Bilâl bu zorlu yolda pişmek için neler yapacak? Peki ya Lâl’in bu
yoldaki tek derdi ne? Hayat Yayınları’ndan sürükleyici bir roman. Kapağı da
oldukça hoş. Püsküllü ayracı da gayet güzel. Birkaç saat içinde
bitirebileceğiniz bu romanı pişmek isteyen kişilere önerebilirim.
Kitap Tanıtımı- Yorumu ve Alıntılar- Elifnâme- Baki Evkaralı
ARKA KAPAK:
Sen çoktan öldürmüşsün beni… Neydi ruhunu benden esirgemekte ki bahanen? Eski aşklarından farklı olan ya da eksik kalan yanım, sana sadık olup da seni yirmi birinci yüzyılın Mecnun'u gibi bir sevdayla sevmem miydi?
Sen sevdikten sonra unutmalara alışmışsın sevgili… Eski sevdiklerini ruhunda saklayıp taşıyacak kadar sadık ama sana kendini her şeyiyle adayan bir adamı, senin gözlerinde kendini bulduğu anda öldürecek kadar cesursun…
Ve artık, bunca yıl bekleyişimin sonunda gelmeyecek, açtığı kan revan yaraları sarmayacak, birlikte kuracağımız yuvanın hayalini bende bırakacak kadar da özgürsün sevgili…
YORUMUM:
Sen çoktan öldürmüşsün beni… Neydi ruhunu benden esirgemekte ki bahanen? Eski aşklarından farklı olan ya da eksik kalan yanım, sana sadık olup da seni yirmi birinci yüzyılın Mecnun'u gibi bir sevdayla sevmem miydi?
Sen sevdikten sonra unutmalara alışmışsın sevgili… Eski sevdiklerini ruhunda saklayıp taşıyacak kadar sadık ama sana kendini her şeyiyle adayan bir adamı, senin gözlerinde kendini bulduğu anda öldürecek kadar cesursun…
Ve artık, bunca yıl bekleyişimin sonunda gelmeyecek, açtığı kan revan yaraları sarmayacak, birlikte kuracağımız yuvanın hayalini bende bırakacak kadar da özgürsün sevgili…
YORUMUM:
Hayat Yayınları
Kitapseverleri Hayata Aşkla Dokunmaya Davet Ediyor!
Hayat Yayınları, “Aşkla Dokun Hayata” serisi kitapları ile
okuyucularını aşkın ayrılıktan kavuşmaya, hüzünden coşkuya kadar tüm
duygularını taşıyan bir yolculuğa çıkarıyor.
Hayat Yayınları’nın,
Aşkın tüm renklerini kapsayan "Aşkla Dokun Hayata” serisinin kitapları ''Aşk-ı lal'' -
''Elifname'' - ''Herşeyi Allahtan İste'' - ''Aşk-ı Leyla'' - "Bana
Aşkımızı Anlat” – “Aşk-ı Rana" “Yalnızca Rabbine Yönel” ve "Gülsima
Ağlama Ne Olursun" çıktı. Ben şimdilik 2 tanesini okudum sanırım
diğerlerini de alacağım...
Aşk, insanoğlunun
kalbinde hala şarkılarını söylemeye devam ediyor. Siz de Hayata Aşkla Dokunmaya Var mısınız?
Baki Evkaralı’nın aşk
hakkındaki görüşlerini, hissettiği duyguları anlattığı bu kitapta dünyaya onun
gözünden bakıyoruz. Kitapta Mevlana ve Şems’ten alıntılar olması çok hoşuma
gitti. Ahmet Batman okumayı sevenler, Baki Evkaralı’ya bayılacaklar!
ALINTILAR:
“Sus gönlüm… Her
susuşun bir cevap olsun… Her susuşun sabrın olsun… Her susuşun duan olsun…”
Mevlana
***
“Bir aşk vardı benim
içimde, sana dair aşılmaz denilen yollar hiçliğime karışırken… Ben vazgeçmeyi
bilmeyen bir âşıktım, sevda içtim gecelerce, ben seni elif gibi durarak
yıkılmadan sevdim…”
***
“Sensiz ne kadar
dayanırım, bu yollarda ıstırabını ne kadar çekerim bu güneşin ve dizlerim
dermansız kalır da ne zaman taşımaz olur ruhumu ve sensizliğin de esir olan bu
bedeni, bilemiyorum…”
***
“Eden kendisine eder.
Yapan, bulur ve çeker. Unutma, kazanmak koca bir ömür ister. Kaybetmeye ise
anlık gaflet yeter.”
Mevlana
***
“Zaten aşk, hasrette
gizli değil midir?”
***
Seni seviyorum. Nerede
olursan ol bunu hiç unutma.
***
Anlatamadım. Ağladım.
***
“Kalbinde bir yerim
olsun isterdim, zerre kadar küçük de olsa…”
***
“Karşılıksız bir sevda,
umutsuz bir aşk ve rotasız bir yolculuktu benimkisi.”
***
Ben sadece gözlerine
bakıp son nefesimi vermek istemiştim.
***
“İnsanı gördüklerinden
ibaret sayma, göremediklerinde ara. İçidir hakikatin resmi, dışı sadece bir manzara…”
Mevlana
***
“Ey aşk! Seni senelerce
yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişsin bilememişim.
Oyalanmışım. Kalakalmışım.”
Şems
***
“Kahretsin, yine
tertemiz duygularla sevmenin cefasını çekiyordum.”
***
Sen sandım karşıma
çıkan her ruhu…
***
“Bize gözün değil,
gönlün gördüğü yürek gerek. Düşlerdeki tabir değil, gerçeğe vuslat gerek.”
Mevlana
***
“Her şey insanoğluna
feda iken insanoğlu ise kendine cefa oldu!”
Şems
***
“Sebebi yaradan ile
sebep birbirinin aynısıdır. Kim ayna gibi tertemiz değilse aynayı ve aynadakini
göremez.”
Mevlana
***
“Ey gönül! Şimdi
sorarım sana, hangi aşk aha büyüktür? Anlatılarak dile düşen mi, anlatılmayıp
yürek düşen mi?”
Şems
***
“Biliyorum, sığmazsın
hiçbir yere bu sevdayla, dünya sana dar. Ama dayan gönlüm. Dayan ki her gecenin
mutlaka bir sabahı var.”
Mevlana
***
“Bir muammadır aşk.
Kiminin vicdanına atılan taş, kiminin fakir gönlüne katılan aş. Kiminin de
gözünden akıtılan yaştır aşk.”
Mevlana
***
“Giderken kendimi sende
bırakmayı diliyordum, gördüm ki sana hiç gelememişim. Anladım ki iyi niyetlerle
dolu temenniler yalana sıvanmış teşekkürler de boğuluyormuş. Merhabanın boynunu
bükene elveda demek zulümmüş. Zülüflerinden zûl akan yâre, sancıyan yaram kadar
bile değer görmem. Ondandır ki yârim ile değil yaram ile hoşum.”
Şems
***
“Ey canımın sahibi yâr,
sen benim olduktan sonra kaybettiklerimin ne önemi var?”
Mevlana
***
Bazen uzaklaşmak
gerekir, yakınlaşmak için. Bazen hatırlamak gerekir, hatırlanmak için. Bazen
ağlamak gerekir, açılmak için. Bazen de susmak gerekir, duymak için.”
Şems
***
Ben insanları ne kalple
ne de akılla severim. Çünkü kalp durur, akıl unutur. Ben insanları ruhumla
severim. Çünkü ruh ne durur ne de unutur.”
Mevlana
***
“Ne gözyaşlarımın bir
damlasının hakkını ödeyebilirsin sen ne de benim sevdamın!”
***
Dediler ki: "Gözden ırak
olan gönülden de ırak olur.” Dedim ki: “Gönüle giren, gözden ırak olsa ne olur.”
Mevlana
***
“Ne yaptım ben seni
sevmekten başka?”
***
Birini seviyorsanız,
onu Allah’tan isteyin. Kalpler Allah’ın elindedir.
Mevlana
***
“Akıl bütün yolları
bilse bile, gene aşk yolunu bilemez, şaşırır kalır.”
Mevlana
***
“Aşk öyle bir engin
denizdir ki ne başlangıcı ne de sonu vardır.”
Mevlana
***
“Hiçbir harf sana olan
özlemimi anlatamaz.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















