5 puan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 puan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2015 Pazartesi

MASKELİ GÜNLÜKLER İLE OKUMA ETKİNLİKLERİ #3 FREZYA - LEMARİZ MÜJDE ALBAYRAK || KİTAP YORUMU






***
    Sevgili günlük,  bir kitap okudum ruhuma işledi…
                                                                        ***
YORUMUM:


Frezya… Bu kitap adı gibi orijinal! Klişe aşklar yok. Hepimizin başına gelebilecekler mükemmel bir kurguyla anlatılmış…  Ve o kadar içtenlikle yazıldığı belli ki…
Lemariz Müjde Albayrak’ın okuduğum ilk eseri Frezya oldu. Cansu’nun – nam-ı diğer Hacer’in- rakı beyazı rengindeki hikâyesi, Frezya. Cansu, suçsuz, günahsız bir Frezya… Timur ise kabadayılığın altına saklanmış yalnızlık…
Ve iki kişiliğin yolları kesişirse, ortaya harika bir kitap çıkar… İnsanın ruhuna işleyen…
Kitabı ne zaman başladım, ne zaman bitirdim inanın hiç haberim yok. Çok akıcı, sade ve gerçekçi bir dille yazılmış bir kitaptı.
Lütfen okuyun, inanın pişman olmayacaksınız…

Sevgili Lemariz Müjde Albayrak,
Tebrik ederim, günümüzde kadın şiddetine, cinsel istismar gibi herkesin cesaret edip yazamadığı, konuşamadığı kimisinin de görmezden geldiği bu konulara dair MUHTEŞEM bir kitap yazdığınız için…
Ve son olarak yazarımızın da dediği gibi:
Nefes alıyorsak, bir çıkış m muhakkak vardır…

6 Aralık 2015 Pazar

MASKELİ GÜNLÜKLER İLE OKUMA ETKİNLİKLERİ #1- Güneş Demirel- Şimdi Benimsin- Yorum



ARKA KAPAK:
Kötü bir başlangıçtı onlarınki. Ne Elif hak etmişti başına gelenleri, ne de Fırat istemişti böyle olmasını. Bir gecede hayatlar değişmiş, hayaller yıkılmıştı... Zaman unutturabilir miydi kötü anıları? Affedebilir miydi günahı? Haksızlıkların en büyüğünü yaşayan Elif, ailesi tarafından dışlanırken, felaketi olan insanlar tarafından sarıp sarmalanır. Her geçen gün nefret ateşiyle bilense de, hayata tutunmaya çalışır.

Fırat ise pişmanlıkları ve vicdanı ile savaşırken, Elif'in masumiyetine ve güzelliğine yenilir. Gün geçtikçe ilmek ilmek her hücresine işler Elif. Artık Fırat için hayatın amacı, affedilmek ve kara sevdasına karşılık bulabilmektir. İki töre mahkûmunun hayat yolculuğuna eşlik ederken, hem yüreğiniz acıyacak, hem de dev bir aşka tanık olacaksınız.

Sayfa Sayısı: 564
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Ephesus Yayınları
YORUMUM:
Bazı yazarlar vardır öyle bir mükemmel yazarlar ki büyülerine kapılıp, o kitabın içinde buluverirsiniz kendinizi. Güneş Demirel’de öyle yazarlardan…
Fırat ile Elif’in tabir-i caizse karmaşık hikâyesini anlatıyor ‘Şimdi Benimsin’.
Bir hata ve kararan dünyalar…
Çok fazla yazarsam spoiler vermekten korkuyorum. Kısacası okunacak listenize bu kitabı da ekleyin!
Bu arada aldığım haberlere göre ‘Şimdi Benimsin’ i    TV’de de göreceğiz… 

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Kitap Yorumu + Altı Çizililer- Süper Dadı- Betül Güçlü


YORUMUM:

İçinizi ısıtacak sımsıcak bir kitap… Yazarın da deyişiyle sevgi kokan bir kitap bu. Okurken yüzünüzden  gülümsemenin eksik olmayacağını garanti ediyorum. Yazarın dili akıcı, kitabın nasıl bittiğini anlayamayacaksınız. Kitabın içten duygularla Yazıldığı o kadar belli ki… Betül Güçlü’nün diğer kitaplarının çıkmasını merakla bekliyorum. 5/5 veriyorum.

 ALINTILAR:
Erkeklerin çoğu Akın abisi gibiydi. Öküz, kendini beğenmiş ve salak.
***
Annelerin dostu, babaların düşmanı… O bir fenomen, o bir kaka temizleyicisi, o bir kusmuk savaşçısı, o bir kahraman… O bir süper dadı!
***
Dadıya âşık olmakmış, o nereden çıktı şimdi?
***
“Elbette onlar gibi değilsin sen… Sen şefkatlisin. Çocuklarıma nasıl davrandığını görüyorum, senin gibi bir adam insanı yarı yolda bırakmaz.”
***
Çocuklarından sonra kendisi de süper dadılarına hayran olmuştu.
***
Bu eve geldiğinden beri dünyanın en mutlu insanıydı.
***
Biyolojik bağa gerek yoktu, böyle hissetmek için. Efran bu çocukların babasıydı! Beril kabul etmese bile, onu istemese bile bu değişmeyecekti bu. Geçirdikleri her günde ilmek ilmek işlenmiş bir sevgiyle bağlanmıştı çocuklara. Bu eve geldiği gün amacı Beril’in kalbini kazanmakken âşık olduğu kadın iki küçük hediye vermişti ona. İkizlere öğrettiği her şeyde nasıl gururlandığını, onların gülümsemesinde kalbinin nasıl büyüdüğünü düşündü. İşte bu yüzden, Efran bu çocukların babasıydı.
***
Her haliyle güzeldi bu kadın. Gülerken, kızarken, ağladığında bile…
“Beril,” diye fısıldadı duygularının ağırlığıyla. “Ben hayatımda hiç bu kadar korkmadım,” dedi yutkunarak. “Kimse için böyle bir sevgi beslemedim ben. Bu çocuklar öylesine işlemiş ki kalbime, sevgileri öyle bürümüş ki içimde… Ona bir şey olacak diye aklım çıktı.” Sevdiği kadının durgun bakışları yerini gülümseyen gözlere bırakırken, iki iri damla parıldadı gözlerinde. Efran ani bir dürtüyle ona sarıldığında başını omzuna gömdü Beril. “Teşekkür ederim,” diye fısıldadı içtenlikle.
Çocuklarını bu kadar sevdiği için teşekkür ediyordu, kendisine böyle güzel baktığı için teşekkür ediyordu. En önemlisi de bu kadar dürüst olduğu içindi bu teşekkür. Beril’in ihtiyacı olan tek şeydi dürüstlük. Birine her şeyiyle güvenmeye ihtiyacı vardı kadının. Onu iki çocukla yalnız bırakan yalancı, düzenbaz bir adamdan sonra huzurlu, güven veren bir ilişki istiyordu artık.
***
Bir çocuk daha ne kadar cana yakın olabilir, her hareketiyle insanın kalbine dokunabilirdi ki?
***
Beril bu adama âşık olmuştu. Onun şefkatine, merhametine âşık olmuştu genç kadın. Anlayışlı gözlerine, kendisine bakarken umutla titreyen göz bebeklerine âşık olmuştu.
***
Pişmanlık, dalga dalga tüm benliğine yayılırken keşkeler sardı dört bir yanını.
***
Öylece baktı adama. Boş boş. Hiçbir duygu kırıntısı barındırmadan. Rol yapmaya alışkındı Beril. Hayal kırıklıklarını insanlardan gizlemeye, iyiymiş gibi davranmaya alışkındı. Efran onun donuklaşan gözleriyle dehşete düşmüştü. Birkaç dakika öncesinde kendisine gülümseyerek bakan kadının gözünden düşüşünü izliyordu adeta. Onun aşk kırıntılarıyla dolu bakışlarını görmüşken, şimdi nasıl katlanırdı bu boş gözlere?
***
“Ne zaman akıllanacaksın?”  diye kızdı kendine. Mantığını ne zaman geri plana atsa kalbi kırılıyordu.
***
“Vay anasını,” dedi hayranlıkla. “Adamdaki aşka bak! Çocuk bakıcısı olmuş seni kazanabilmek için , Allah’ım çok romantik!”
***
Ufacık bir şeye bile bakışları ve samimiyetiyle öyle büyük anlamlar katıyordu ki, ne kadar kızsa da onu sevmemek imkânsızdı.
***
“Kalbimdeki yeriniz öyle büyük ki bu sevginin kalbime nasıl sığdığına, nasıl olup da beni öldürmediğine şaşırıyorum.”
***
En yakın kız arkadaşlar gerekirse kafasını duvara sürterek öğrenmeliydi arkadaşına ne olduğunu.
***
Kıskanmak, kıskanılmak, sevmek güzel şeydi… Hele de böyle bir adamı…

14 Mayıs 2015 Perşembe

Kitap Tanıtımı- Yorumu ve Alıntılar - Satılık- İlknur Birdal

ARKA  KAPAK:
Her aşk kendi sınavıyla cebelleşir.
Devran ve Hüzün...

Onların yolu bir bar kapısında kesişti. Kader hiç ummadıkları anda, hiç ummadıkları bir yerde onları bir araya getirdi. Hayatın karşısında yeteri kadar kırılan kalpleri yeni bir serzenişi daha kaldırabilecek miydi?

Hüzün'ün korumak istediği kalbi, Devran'ın hayatını karmaşalar içine sürükleyen sırları vardı. Pis bir barın üst katında sahip olduğu kızın hayatının bilmecesi olacağını hiç hesaplamamıştı.

Sırlar ortaya çıktıkça değişen hayatlara, her aşkın kendi içinde verdiği savaşlara şahit olacaksınız.

"Sana sahip olmak hayatımda yaptığım tek doğruydu. Söylemesi biraz tuhaf olsa da, hayatım boyunca satın aldığım en güzel hediyesin."


"Sen benim başıma gelen en güzel yanlıştın. Seni Seviyorum Devran... Mutluluk benim için senin dudaklarının arasında ve sen bu gece sadece beni sevdiğini fısılda..."

YORUMUM:

İlknur Birdal’ın kalemine bayıldım. Kitaptaki her bir karakterin birbiriyle olan bağlantısı beni şaşırtmakla kalmadı, hayranlık da uyandırdı. Çok başarılıydı. Okurken sayfalar, su gibi akıp gitti. Bence Devran’ın ve Hüzün’ün hikâyesini muhakkak okumalısınız. Bölüm başlarındaki yazarın yazmış olduğu şiirler de harikaydı. Romantik-aksiyon türündeki bu kitabın devamı olan ‘Karanlığın Külleri’ ni merakla bekliyorum. Türk yazarlara olan ön yargınızı bir kenara bırakın! Çünkü bazıları gerçekten çok iyi işler çıkartıyor!

ALINTILAR:

Duyuyor musun,
Sana yalvaran çığlıklarımı?
Sesim sağır ediyor mu kulaklarını?
Beni anlamak gelmiyor mu içinden?
Duyuyor musun,
Kimseye ulaşmayan çağrı mı?
Duymuyorsun…
Canın yanmıyor benim gibi…
Mesela ölmeyi düşünmüyorsun,
Benim düşündüğüm gibi,
Vicdanın rahat etmesin sevgili!
Çünkü ben, Allah’a havale ettim seni!
***
Nefret katıksız bir zehirdi ve insanın yüreğindeki tüm iyiliği yitirip bitirirdi.
***
Bazen içimizdeki zehir en olmadık zamanda akardı dışarıya. Kanatarak, yaralayarak, parçalayarak…
***
Denizle sarılıp, sarmalanmak,
Dalgalarla oyunlar oynamak istedim.
Hayatın yalan oyunlarında,
Yok, olmak değildi benim istediğim.
***
Adı yaşadığı hayatla dalga geçmek için konulmuş gibiydi adeta.
***
Ağır geliyor yüreğime büyük gerçekler…
Gözlerimi kapatsam,
Unutabilir miyim her şeyi?
Çaresizlik kelimesi tüketiyor beni,
Bir çıkış yolu bulunabilir mi?
Zaman vakitsiz, yıllar koca bir kayıp
Zaman dursun diye haykırsam
Gücüm yeter mi?
Hesaplar kabarık, listeler dolu
Dünyayı ateşe versem,
Kurtulur muyum sanki?
Silsem hafızamdan lanet geçmişi
Sadece o kalsa?
Mümkün olur mu sahi?
***
Bazen hayat bir saniyenin kıymetini bile öğretiyor insana. Bir nefeslik an! Ne kadar da kısa aslında… Bir ömürlük hayatımız yıllara denk gelirken, saniyelerin değerini anlayamıyoruz çoğu zaman. Ta ki, o saniye bizden en değerlilerimizi alana kadar, ta ki o bir saniyeye muhtaç olana kadar.
***
Konuşmak zordur bazen,
İçindekileri olduğu gibi söylemek
Sonucunu düşünmeden, tereddüt dahi etmeden.
Cümleleri olduğu gibi ortaya dökmek…
Susmak zordur bazen, konuşmak kadar değerli değil,
Yüreğin daralır, akıl darmadağın
Öyle bir an gelir ki sevgili,
Konuşmakta susmakta yürek işi…
***
Kimi zaman gerçeklerdir canı yakan
Kimi zaman söylenen basit yalanlar,
Kimi sevgisini saklar yüreğinde
Kimi avaz avaz haykırır.
Kimi nefretini canlı tutar avucunda
Bazısı da içini yakıp kavuran aşkını,
Ortası yoktur sevmenin
Zamanı olmadığı gibi.
Yarım yamalak değildir nefret
Ömür boyu sürmediği gibi
Güçlü olan hangisi bilinmez
Aşk mı? Nefret mi?
İki duygu koyun koyuna
Sen söyle sevgili
Aşk mı? Nefret mi?
***
Hayatlar farklı yaşamlar farklı
Kimse aynı yoldan, aynı ayakkabıyla geçmiyor.
Aynı taşa takılıp, düşmüyor kimse
Yeniden aynı duyguyla, kalkmıyor ayağa
Birini yargılamak için;
Yaşamak gerekir.
Aynı taşla tökezleyip, aynı duyguyu tatmak gerekir.
Aynı zorlukları yaşamak, göğüs germek gerekir
Aynı yolu aynı ayakkabıyla yürümek gerekir.
Yargılamak için,
O hayatı yaşamak gerekir.
***

Buna hazır değildi! Birini sevmeye, hayatında yeniden bir erkeği merkez haline getirmeye ve ona koşulsuz güvenmeye hazır değildi.
***
“Sen beni gerçekten sevseydin ne olursa olsun terk etmezdin.”
***
Eğer aşk; bir dokunuşla, bir bakışla kalbinin yerinden çıkması için savaş vermesiyse evet âşıktı.
***
Hayatım ağzından çıkacak kelimeye bağlıydı sanki
Nefesimi tutmuş, bekliyorum öylece söyleyeceklerini
Tutunduğum umut dalı ha kırıldı, ha kırılacak.
Daha fazla bekletme beni,

Gücüm tükenmiş sevgilim
Cesaretim yok.
Bir adım geri, bir adım ileri
Sayıyorum olduğum yerde
Yüreğim koşmak istiyor aklım kaçmak
İki ucu keskin bir bıçak
Söyle sevgilim içindekileri
Ne olur
Ne olur bekletme artık beni.
***
Seni bütün insanlardan koruyabilirim ama seni senden koruyamam.
***
Ha deyince olmuyor bazı şeyler.
***
İnsanlarda tıpkı gece gibiydi aslında. Yüreklerinde birçok duyguyu barındırır lâkin etrafa göstermek istedikleri kadarını gösterirlerdi. Ama tıpkı geceyi yeryüzünden kaldıran güneş gibi, günü geldiğinde bütün duygularını gün yüzüne kavuşturmaktan çekinmezlerdi.
***
Şunu aklından çıkarma; erkekler kendilerinden emin kadınlardan etkilenir. Çekip gitmek acizlerin, ortalığı ayağa kaldırmak kendine güvenmeyen kadınların yapacağı şeyler. Sen kesinlikle kendini bu iki sınıfa da sokmamalısın. Erkekler kıskanılmaktan hoşlanır ama boğmadığı sürece. Kendinden emin durmalı, karşındaki kadını hanımefendiliğinle ezmelisin. Ve sevdiğin adama ona güvendiğini hissettirmelisin. Kıskançlığın seni izin almasına izin verme.
***
Önemli olan da bu değil miydi zaten? Hayatın kötü yüzüne inat ayakta kalabilmek ve tebessüm etmek…
***
Canım yanıyor, kalbim ağrıyor.
Ama ben sana dokunamıyorum.
Beni bırakıp gitme sevgili
Sen gidince ben, ben olmuyorum.
***
Hiçbir şeyin asla eskisi gibi olmasına izin vermem. Sen yanımda oldukça ben güçlüyüm.
***
Mutluluk iki dudağının arasında; sen sadece beni sevdiğini fısılda…


11 Mayıs 2015 Pazartesi

Kitap Tanıtımı, Yorumu ve Alıntılar- Romantik Oyun- Elif Yılmaz

ARKA KAPAK:
"Aşk… Aşk, benim hastalığımın yan etkisiydi. Benim esas hastalığımın adı romantizmdi ve her şey, romantik bir oyunla başlamıştı." İki arkadaş... Birbirlerini etkilemek için bir oyuna girişirlerse ne olur? Steven ve Tina için her şey eğlenceli bir oyun olarak başladı. Tek amaçları oyunu kazanmaktı. Bu noktaya kadar ortada herhangi bir sorun görünmüyordu. Sorun, rakibini alt etmeye çalışırken birbirlerinden etkilenmeleriyle başlamıştı. İyi olan kazansın mottosuyla başlayan bu oyunda biri diğerinden daha iyiydi. Peki, ilk hangisi âşık olacaktı? Daha doğrusu söz konusu aşksa, ortada kazanan var mıydı? Romantik oyun başlasın! "Her şeyi düzelteceğini bilseydim, sana sadece iki kelime söylerdim."

YORUMUM:

Her şey masum bir oyunla başladı… İki en yakın arkadaş Tina ve Steven bir oyun oynamaya karar verdiler. İkisi de kazanmak için elinden geleni yapmaya hazırdı. Ve bu oyunun sonucunda kaderlerinin değişeceklerinden habersizdiler.
‘Romantik Oyun’ bir gençlik kitabı ama bence masum aşkları okumayı seven herkesi içine çekebilecek bir büyüye sahip.  Kitabı ana karakter Tina’nın gözünden okuyoruz. Tina’nın bazen çok konuştuğunu düşünsem de bu onu sevmeme engel olmadı. Anlatımın akıcılığı sayesinde sayfaları art arda çevirdim. Kitabı okurken yüzümü tatlı bir gülümsemenin esir aldığını size itiraf etmeliyim.
Postiga Yayınları’ndan çıkan ‘Romantik Oyun’ adlı kitap genç yazar Elif Yılmaz’ın ilk romanı ve bana kalırsa son olmayacak…

ALINTILAR:
Sanki onu anlıyormuşum gibi bana motorun özelliklerini anlatmaya başladı. Bir kez daha bana baktı ve keyifle gülümsedi. Direksiyonun üzerine ellerini yerleştirip, bacağını diğer tarafa attı ve motorun üzerine oturdu. Frenleri kontrol ediyor ve motorun üzerindeki ibreleri inceliyordu. Erkekler ve oyuncakları…
***
“Neden hep olmayacak şeyleri istiyorsun?” diye sordum. Derin bir nefes aldı ve sessizce gökyüzüne baktı. Ukala bir cevap vermesini bekliyordum ama yapmadı. Bu tuhafıma gidince başımı çevirdim ve meraklı gözlerle, gökyüzünü inceleyen Steven’ı süzdüm. O da yüzünü bana çevirdi ve: “Hiçbir fikrim yok,” diye fısıldadı.
***
“Hani istemediğiniz her şey en istemediğiniz zamanlarda olur, ancak bir şeyi çok istediğinizde bir türlü olmak bilmez ya, şu an aynen öyle bir durum içindeydim.”
***
Bir oyun…
Ve her şey seni güldürmek için.
Ama bir sorun…
Sanki gülüşün beni öldürmek için.
Bir oyun…
Seni etkilemek için.
Ama her oyun, bir gerçeği gizlemek için.
***
Oynadığım en harika oyun
Ödülüm gülüşün ve sen.
Bedelini ve sonucunu düşünmeden…
Oyunun sonlanması için gereken her şey… Sen!
***
O böyle en güzel anlarımı mahvetmeye devam ederken ona âşık falan olmazdım. Zaten kızlar onun neresinden hoşlanıyor anlamıyordum. Hemcinslerimden bazılarının sersem fetişi vardı. Sersem erkek gördüklerinde tav oluyorlardı!
***
Bu romantik oyunu gittikçe heyecanlı bir hal alıyordu…
***
Zaten ne geliyorsa başımıza bu tek kelimeden geliyor. ‘Final!’
***
Steven’ın beni bu kadar iyi tanıyor olması hiç hoş değildi. Hem de hiç!
***
“Dersler bu sene olduğundan daha mı zor, yoksa ben mi giderek tembelleşiyorum?”
***
“Senin isteyip de benim yapamayacağım hiçbir şey yok Tina,”dedi.
***
Gerçek acıydı. Gerçek korkutucuydu. Çünkü gerçek, benim Steven’ı her zamankinden farklı bir şekilde sevmeye başladığım ve bu işin sonunda onu kaybetmekten korktuğumdu.
***
“Eğer bu dünyada en çok değer verdiği kişi bensem, beni incitecek bir şey yapmazdı. Benden vazgeçmezdi.”
***
O bu yüzden en yakın arkadaşımdı. Beni sinir ettiği zamanlarda bile güldürmeyi başarıyordu ve bu yüzden ondan bu denli çok hoşlanıyordum. Çünkü kalbime giden yolu onun kadar iyi bilen bir kişi daha yoktu bu dünyada. O yolu kendi elleriyle inşa etmişti.
***
Belki gözlerime bakarsa daha iyi olurdu. Belki orada ona hep destek olacağımı görür ve kendini bir nebze olsun daha iyi hissederdi.
***
Herkesten kaçabilirdi ama bu dünyada benden kaçabileceği tek bir yer bile yoktu.
***
“Peki ya sonra?” diye sordu, Steven yüzündeki gülümseme silinmeden.
“Sonra bekleyeceksin işte. Senin öyle bir huyun yok biliyorum ama bu işler sabır gerektirir, ezik. Ancak sabredenlerin dilekleri gerçek olur. Çünkü sabredenler o şeyi gerçekten istemiş demektir.”
***
“Ben ihtiyacım olan her şeye sahibim. Sana sahibim.”
***
Onu kaybediyordum ama giden o değildi. Ben uzaklaşıyordum…
***
Gülmesene be adam! Zaten yeteri kadar âşığım sana.
***
Bu çocuğa deli gibi âşıktım ve şu an bunun için hiç üzülmüyordum. Çünkü bana her geçen gün aşkımı ne kadar çok hak ettiğini kanıtlıyordu.
***
Yapabileceğim en iyi şey bitirmekti ve ben de bitirdim.
***
Nasıl bu kadar odun olabiliyordu? Onun evimizdeki masadan tek bir farkı vardı o da en azından masa bir işe yarıyordu.
***
“Senden nefret ediyorum” diye fısıldadım kulağına karşılık olarak.
“Eğer bu hâlinin sebebi bensem,” nefesini tuttu. “Ben de kendimden nefret ediyorum.”
***
“Eğer benim kelimelerimin her şeyi düzelteceğini bilseydim, sana sadece iki kelime söylerdim.”





Kitap Tanıtımı- Yorumu ve Alıntılar- Ardımda Kalanlar- Ellen Marie Wiseman

ARKA KAPAK:

Çıkmazdaysa yüreğiniz, hikâyemi dikkatli okuyun, belki de bu sizin hikâyenizdir…

Hiç uçurumun kenarında olduğunuzu hissettiniz mi? Ya da ayaklarınızın altındaki kaya parçalarının koparak düştüğünü… Ben artık öyle hissediyorum ve gitgide karanlığa düşüyorum. İhanetin en ağırını en yakınlarımdan gördüm. Anne ve babamdan… Tek suçum, onların isteklerine boyun eğmememdi. Tek suçum, onların değil de yüreğimin seçtiği adamı sevmemdi… Neden insanlar kendileri gibi olmayanı ötekileştirir ki? Bu başkaldırımın bedelini çok ağır ödüyorum. Bir akıl hastanesine kapatıldım. Tüm hayatım çalındı benden. Sevdiğim adam… Dünyaya getireceğim çocuğum belki de…

Ne zormuş insanın kendinde olduğunu ispat etme çabası. Ve artık aklım yerinde mi bilmiyorum ama yüreğimin hâlâ aklı başında. Buradan kurtulmak istiyorum. Gün yüzüne kavuşup rüzgârın saçlarımı savuruşunu hissetmek, denizin tuzlu kokusunu içime çekmek istiyorum. Tek ümidim bu yazdıklarımı birinin bulması. Ne kadar zaman alır bilinmez, fakat bu satırları okuyacak kişiye sesleniyorum: Benim adım Clara Elizabeth Cartwright ve bu, benim hikâyem. Seçim senin, ya hikâyeme ortak ol ya da diğerleri gibi görmezlikten gel beni… Ardımda Kalanlar, anlattıkları ve karakterleriyle kurgu ürünü olsa da hikâyenin çıkış noktası gerçeğe dayanmaktadır. Tüm gizemleri içinde barındıran, duygu yüklü bu kitabı gözyaşları eşliğinde bitirdiğinizde, kendinizi sorgulamadan edemeyeceksiniz…

"Muhteşem bir kurguya sahip olan Ardımda Kalanlar, tüm okul ve halk kütüphanelerindeki yerini almalı."
-Voya, Lindy Gerdes-



YORUMUM:
Willard State Akıl Hastanesi’ne aslında hiçbir problemi yokken zorla yatırılan Clara’nın hikâyesi bu. Sırf ailesinin istediğini yapmadı diye ‘deli’ damgası yiyen Clara’nın verdiği mücadeleyi okurken kendinizden geçeceksiniz.
Yazarın akıcı diliyle ilginç bir konu birleşince ortaya muhteşem bir eser çıkmış. Kesinlikle çarpıcı. İnanılmaz bir kurgu. Ellen Marie Wiseman favori yazarlarımın arasına girmeyi başardı.

ALINTILAR:

Kim bilir kaç dehşet verici anı, yapının bir parçası olarak tuğlaların, harcın, buzlu camların içine işlemiş, kan ve gözyaşlarına karışarak mühürlenmişti? Acı ve keder nasıl her zaman Izzy’nin bir parçası olacaksa işkence görmüş binlerce ruhun anısı da Chapin Hall’da ve Willard Akıl Hastanesi’nin çevresindeki binalarda yaşayacaktı. Böyle bir yer kayıp yaşamlardan ve sevilen kişilerden geriye kalan bir hatıradan başka ne olabilirdi?
***
“İster inan ister inanma anne,” dedi Clara iğrendiğini gizleyemeden, “ama herkes para için evlenmiyor. Bazıları sevdikleri için evleniyor.”
***
“Tek pişmanlığım sizinle ilgili gerçekleri zamanında görememiş olmam.”
***
Babam benden kurtulmaya çalıştığı için beni evden yolladı. Bu yöntemle nasıl bir sonuca ulaşacağını sanıyor ki? Oysa bu davranışı, serbest kaldığımda ondan uzak durup istediğim hayatı yaşayabilme kararımı perçinlemekten başka işe yaramıyor. Babam beni Willard’a yolluyor. Korkmam gerekir mi bilmiyorum.
***
Zulmedenler ne olursa olsun kurbanları hedef almanın bir yolunu bulurlardı.
***
Hayvanlar masum yaratıklar. İnsanlar… şey, onlar masum değiller. Hayvanlar insanlardan daha iyi.
***
Pes etmeyeceğim. Geçmişimin geleceğimi belirlemesine izin vermeyeceğim.
***
İnsanların davranışları yüzünden kendilerini değil de başkalarını suçlamasından nefret ediyorum.
***
“Madem zarar gören insanların ne hissettiğini biliyor, neden insanlara acı vermeye çalışıyor?”
“Sanırım acı çekmekten korktuğu için kimsenin ona bulaşmasını istemiyor. Sanırım bir hiyerarşi olduğunu düşünüyor ve kendini korumak için en tepeye oturmak istiyor.”
***
Küçük, doğmamış bir bebek böyle bir muameleden sağ çıkabilir miydi? Gözleri doldu ve kalp atışları yavaşladı.
***
İnsanlar çocuklarının hayatını mahvedecekse onları doğurmasalar daha iyi değil miydi?
***
Bu hastalar Willard’a geldiklerinde akıl sağlıkları yerindeyse bile böyle bir muameleden sonra delirmemeleri mümkün değildi. Doktorlar bu tür işkencenin insana iyi gelebileceğini nasıl düşünüyordu, hayret!
***
“Kendi isteğim dışında akıl hastanesine kapatıldım. Bana kalan tek şey aklım ve aklımın tamamen yerinde olduğu konusunda sizi temin ederim! Ben her dediğinize körü körüne inanıp hayvan gibi onları hapsetmenize izin veren diğer hastalarınız gibi değilim. Bir doktor bunu yapmamalı. Bu bir suçtur.”
***
“Her şeyden önce ben deli değilim. İkincisi hayatın stresinden uzak güvenli bir sığınak yoktur. Burada kendi iradem dışında tutuluyorum. Bu durumda nasıl huzurlu ve dertsiz olabilirim?”
***
Sonu ölüm olacaksa özgür kalmanın ne anlamı olacaktı ki?
***
Babası Willard’ın ne kadar iğrenç bir yer olduğunu biliyor muydu, biliyorsa bunu umursuyor muydu?
***
Babamın bana böyle bir şey yapabileceği aklıma gelmedi. Beni sevmekten vazgeçebileceğini hiç düşünmedim.
***
Korkunun yerini öfke almıştı ve her nefesinde biraz daha büyüyüp soğuyordu. Annesiyle babası nasıl ona böyle bir şey yapabilmişti?
***
Değişmek kolay değildi.
***
Ama kapana kısılmışlık, boğulma hissi üzerine gelen bir tren gibi içini doldurmuştu.
***
Bunca yıl heba olmuştu çünkü olayı bir de annesinin tarafından dinleyebilecek kadar cesur olamamıştı!
***
Geçmişimin geleceğimi şekillendirmesine izin vermeyeceğim, diye düşündü. O zamanlar farklı biriydim. Ve hayatımın geri kalanını babamın günahının bedelini ödeyerek geçirmeyeceğim. Bunu yapmayacağım, bu mümkün değil.
***
“Ama seni sevmekten hiç vazgeçmediğimi bilmeni istiyorum.”
***
Demek öksüz olmak böyle bir duygu, diye düşündü gözleri ve boğazı yanarken. Bundan böyle beni her gün düşünüp karşılıksız sevecek kimse olmayacak. Sonunda gerçekten yalnız kaldım.
***
Hayatını bir düzene sokup bundan sonra ne yapacağına karar vermeliydi. Bunca sıkıntısı varken yenilerini eklemek istemiyordu.
***
“Her zaman yanında olacağım,” diye fısıldadı kulağına.
“Sen istesen de istemesen de.”
***
Clara’yı hiç düşünüyorlar mıydı? İyi olup olmadığını, hayatta olup olmadığını düşünüyorlar mıydı? Willard’a gelip ondan af dilemek ya da doktorlardan onu serbest bırakmasını istemek hiç akıllarına gelmiş miydi?  Yoksa onu bir an bile düşünemeyecek kadar kalpsizler miydi? Kızlarından bir paçavra gibi kurtulmakla iyi ettiklerini mi düşünüyorlardı?
***
Böylesi bir acının altından kim kalkabilirdi ki?
***
Dünya yaralı insanlarla doluydu ve hastaneler, enstitüler, hapishaneler onların paramparça olmuş kalplerini, zarar görmüş zihinlerini ve ayaklar altına alınmış ruhlarını onaramazdı.
***
“Aklıma sorarsan emin değilim,” dedi Clara. “Ama yüreğim hemen anladı.”




24 Şubat 2015 Salı

Kitap Tanıtımı ve Yorumu- Bir Şans Daha- Müjde Aklanoğlu

ARKA KAPAK: 
Hayatta her zaman herkesin ikinci bir şansı olmalı derler! Ya hatayı yapanı affetmek istemezsen! Onun hatası senin sonunun başlangıcı olursa, dönüşü olmayan yollara, çıkışı olmayan sokaklara dönerse?..

Çok sevsen ve aldatılsan, sevmekten vazgeçer misin? Ya da, her şeyi bırakıp onu affeder misin? Peki, ya kader?..

Sen istemesen de, onu tekrar hayatına soksa ve seni imkânsız sınavlarla sınasa!.. Sen ne yaparsın? İkinci bir şans verir misin? Yoksa yok sayar, geçer misin? O, hayatının kararını vermek zorunda. Kendisi için değil, kendinden olan için. Peki, ya kalbi? Kalbi bunu affedebilir mi? Sevgi her şeye yeter mi? Çok sevdi ve aldatıldı. Hem de en mutlu olduğu anda…

Sizce İkinci Bir Şansı, herkes hak eder mi?
YORUM:
Öncelikle bu yorumumu taslaklarda nasıl unuttuğuma hâlâ inanamıyorum. Bugün kontrol ederken gördüm ve başımdan kaynar sular indi. Bu yüzden herkesten özür diliyorum.  Kitabın kalın olması sakın sizi korkutmasın. Çünkü çok akıcı bir dili var. Kurgusu ise çok gerçekçi. Bazen Hazan’a çıldırmamak elden değildi ama yine de hepsini çok sevdim. Kısacası bu kitabı mutlaka okumalısınız. Müjde Abla’nın diğer kitaplarını okumayı sabırsızlıkla bekliyorum.  Bir insanın kalbi güzel, kendi güzel olunca kitabı da hâliyle ‘muhteşem’ oluyor. Kalemin yazmayı, yüzün gülmeyi hiç bırakmasın ablacım

14 Şubat 2015 Cumartesi

Kitap Tanıtımı-Yorumu- Alıntılar ve Müzikler - Uçuşta - R. K. Lilley

ARKA KAPAK:
Ketum kabin memuru Bianca, milyarder otel sahibi James Cavendish'i gördüğünde zor kazanmış olduğu bütün soğukkanlılığını kaybeder. İlk karşılaşmalarından sonra 7 cm topuklu ayakkabıyla on bin metre yükseklikte bir tepsi şampanyayı rahatça taşıyabilen bir kız için şaşırtıcı bir şekilde dizlerinin bağının çözülmüş olduğunu fark eder. Genelde sakin olan Bianca, onun turkuaz gözlerine bakmaktan kendini alamaz. O gözlerde direnmenin imkânsız olduğu bir meydan okuma, bir vaat var. Oysa o, "hayır" demeye ve bunu gerçekten kastetmeye alışık bir kız.

Bianca, birinci sınıfta görevli bir kabin memuru olarak süper modeller ve film yıldızlarıyla ilgilenmeye alışık ama James Cavendish yakışıklılığıyla hepsini gölgede bırakıyor. Bu dehşet verici adam hakkında karşı konulamaz bulduğu tek şey görünüşü olsaydı, Bianca onu görmezden gelebilirdi. Ama onun hiç olmadığı kadar aklını başından alan şey, tanıştıkları andan itibaren Bianca'nın üzerinde kurduğu hâkimiyet ve onun gözlerinden okuduğu zevk ile acı vaadi.
YORUM:
Kabin memuru Bianca ile milyarder otel sahibi James Cavendish’in ilişkisi sizi hayretlere düşürmekle kalmayıp kendine bağlayacak. Grinin Elli Tonu’nu sevenlerin bu kitaba da bayılacağından yüzde yüz eminim. Bayanlar; James Cavendish’e merhaba deyin. Ona da hareminizde bir yer açın. Tek kelimeyle mükemmeldi. Serinin diğerlerini de okumak için sabırsızlanıyorum.
ALINTILAR:
“Demek ki bana çıkma teklifi etmeyecekti, bana çıkma emri verecekti.”
***
“Neden ona hayır demekte bu kadar zorlanıyordum ki?”
***
“Birinin ona ‘hayır’ deme fikrine o kadar yabancı ki hayır kelimesi onu eğlendiriyordu.”
***
“O sapık adamdan hoşlanmaya başlamıştım.”
***
“Hem muhteşem hem de ürkütücü bir durumdu.”
***
“Bir şekilde inciniyoruz. Hayatta kaldığımız sürece her şey atlatılıyor.”
***
“Bana şu ya da bu şekilde iyi geliyor. Ona karşı koyamıyorum ve onunlayken korkularımla yüzleşmem gerekiyor. Bu bana kendimi hem özgür hissettiriyor hem de biraz dehşete düşürüyor.”
***
“Kızgın değildim, boyun eğmiştim. Ve kaybetmeyi göze alabileceğimden daha fazlasını vermemeye kararlıydım.”
***
“Mazoşistlerin bile aşka ihtiyacı var.” dedim, nazik bir sesle. “Senin gibiler olmazsa benim gibiler ne yaparlar? Belki herkes birbirine iyi geliyordur.”
***
“Sen bir meleksin, Bianca. Hayatım boyunca bu kadar güzel bir şeye dokunmadım.”
***
“Benim hissettiklerimi, hissetmeni istiyorum Bianca. Bu kontrol edilemez ihtiyacı hissetmeni istiyorum Bianca.”
***
“Anlamakta güçlük çekiyorsan, izin ver de sana açıklayayım,” dedi sertçe. “Bu ilişki ciddi, Bianca. Ben hayatım boyunca hiç bu kadar ciddi olmamıştım.”
***
“Yanımdaki bu hasarlı ruh benimkine mükemmel bir şekilde uyuyor ve hatta şimdiye kadar ne kadar; ihtiyacım olduğunu bilmediğim bir şekilde tamamlıyordu.”
***

“Yaptıklarını kaldıramıyorsam hissettiklerinin bir önemi yok.”
MÜZİKLER :